Madde ve Gerçekler


İnsanların bilmeleri gereken çok hayati bir sırdan söz etmek istiyorum. Bu aynı zamanda bilim tarafından da kanıtlanmış önemli bir gerçek; maddenin gerçeği. Siz, ben ve hiç kimse maddeyi asıl haliyle göremeyiz. Yaşamımıza dair bildiğimiz her şey gözlerimizle gördüklerimiz, kulaklarımızla duyduklarımız, ellerimizle dokunduklarımızdan, kısacası duyu organlarımızla algıladıklarımızdan oluşuyor. Uzaydaki gök cisimleri, yaşadığımız dünya, dünyadaki milyarlarca insan, tüm canlılar, evimiz, odamızdaki eşyalarımız, oturduğumuz sandalye, önümüzdeki bilgisayarımız ve sayamayacağımız daha birçok detay. İşte bütün bu saydıklarımızın aslını şimdiye dek hiçbir insan göremedi.

Gördüğümüz, dokunduğumuz, duyduğumuz ve adına “madde” dediğimiz kavramlar, bizim için yalnızca beynimizde oluşan elektrik sinyalleri. Madde bildiğimiz gibi sert, renkli ve kokuya sahip değil. Bugün bilimsel delillerle ilk kez bu kadar somut, açık ve anlaşılır bir biçimde bu gerçek ortaya kondu.

Mesela bir portakalı düşünelim: Tadı, kokusu, görünümü, sert ya da yumuşak oluşu ile ilgili elektrik sinyalleri sinirlerimiz aracılığıyla beynimize ulaşır ve orada portakalı oluşturur. Beynimize ulaşan elektrik sinyalleri kesintiye uğradığı ya da sinirlerimiz kesildiğinde ise portakala ait tüm algılar ortadan kalkar. Kısacası portakal artık yoktur. Portakalın dışarıdaki hali asla ulaşamayacağımız bir bilgidir. Hiç kimse beyninin dışarısına çıkıp, portakalın gerçek halini göremez.

Gerçekte, dışarıdaki ışık bizim tanıdığımız anlamda değildir. Dış dünyada ışık olarak tanımladığımız şey, elektromanyetik dalgalar ve fotonlardır (fotonlar tanecik şeklindeki enerjidir). Bu dalga veya fotonlar, gözlerimizdeki retinayı uyardığında, bizim tanıdığımız “ışık” oluşur. Fizik kitaplarında ışığın bu özelliği şöyle tanımlanır:

“Işık kelimesi fiziksel veya objektif bir manada, elektromanyetik dalgalarla veya fotonlarla ilgili olarak kullanıldı. Aynı kelime psikolojik bir manada elektromanyetik dalgalar ve fotonlar, göz retinasına çarptığı vakit insanda uyanan hisle ilgili olarak da kullanılmaktadır. Işık kelimesinin hem objektif hem de subjektif kavramlarını birlikte ifade edelim: Işık, bir insan gözüne, retinanın uyarımından doğan görme etkileriyle varlığını gösteren bir enerji şeklidir.”

Kısacası dışarıda mutlak bir karanlık ve bir enerji vardır. Bu enerji, gözümüze ulaştığında beynimizde ışıl ışıl aydınlık bir dünya algılarız.

Beynimizin dışında renk de yoktur. Dışarıdaki elektromanyetik dalgalar, tanıdığımız anlamda aydınlık bir ışık değil yalnızca bir enerjidir. Beynimiz, gözümüze ulaşan farklı dalga boylarına sahip enerjiyi yorumlar ve biz “renkleri” görürüz. Denizlerin mavisi, çimenlerin yeşili, meyvelerin sarı, kırmızı renkleri yalnızca biz beynimizde öyle algıladığımız için öyledir. Bilinç ve beyin konusunda birçok kitabı bulunan Daniel C. Dennet, bu gerçeği şöyle özetler:

“Dünyada renk yoktur; renk sadece bakanın gözünde ve beyninde oluşur. Nesneler ışığın farklı dalga boylarını yansıtırlar, ancak bu ışık dalgalarının rengi yoktur.” (1)

Renkler ve ışık bizim beynimizdedir. Biz bir çileği kırmızı olduğu için kırmızı görmeyiz. Bunun nedeni retina tabakamıza gelen enerjiyi, beynimizin kırmızı olarak yorumlamasıdır.

Algılarımızı aşarak dış dünyadaki canlı-cansız varlıklara ilişkin bilgilere ulaşmamız mümkün olmadığı için ne maddenin ne de renklerin varlığını bilemeyiz. Ünlü düşünür Berkeley de bu konuya, “kısaca, aynı şeyler,

aynı zamanda bazıları için kırmızı, bazıları için sıcak başkaları için tam tersi olabiliyorsa, bu demektir ki biz yanılsamaların etkisindeyiz ve ‘şeyler’ ancak bizim zihnimizde vardır…” sözleriyle vurgu yapar. (2)

Bu durum yalnızca görüntü için geçerli değil kuşkusuz. Çünkü dış dünyada ışık ve renk olmadığı gibi ses de yoktur. İnsan, seslerin olduğunu ve kulağıyla bu sesleri duyduğunu düşünür. Oysa gerçekte dışarıda büyük bir sessizlik hüküm sürmektedir. Dışarıda ses değil “ses dalgası” dediğimiz fiziksel hareketler titreşimler vardır. Kulaklarımız ve beynimiz olmasa bizim için ses de olmayacaktır. Çünkü titreşimleri kulaklarımız ve beynimiz aracılığıyla ses olarak algılarız.

Elektrik sinyallerini bizim için anlamlı hale getiren, gelen sinyallerin beynimizde yorumlanmasıdır. Ancak onu hisseden ve algılayan varlık başkadır. Beyin yağ, su ve proteinlerden oluşan maddesel bir yapıdır ve nane şekerinin tadını, çimenlerin rengini ve karanfilin kokusunu hissedip ondan haz alamaz. Beyin algıların kaynağı değildir; sadece bir aracıdır. Görüntüleri izleyen, sesleri duyan, kokuyu hisseden bilinçli şuurlu varlık, Allah’ın insana vermiş olduğu ruhtur. Ve ruh, madde değil metafizik bir şeydir. Bu gerçek, materyalizmin iddialarının alt üst ederek, Allah’ın yaratmasını gözler önüne sermiştir.

Geçmişte felsefi bir görüş olarak düşünülen bu konu, dünya tarihinde ilk defa bu itiraz edilemez bir şekilde ve bilimsel bulgularla delillendirilerek anlatılıyor. Bilim yazarı Lincoln Barnett, bu konunun sadece "sezilmesinin" bile materyalist bilim adamlarını korku ve endişeye sürüklediğini şöyle belirtiyor:

"Filozoflar tüm nesnel gerçekleri algıların bir gölge dünyası haline getirirken, bilim adamları insan duyularının sınırlarını korku ve endişe ile sezdiler." (3)

İnsanların, bütün bilimsel gerçekleri kolaylıkla kabul edip, bu gerçekten bu kadar çok korkup kaçmalarının temel sebebi ise, maddenin gerçeğini öğrenmenin tüm insanların hayata bakış açılarını temelinden değiştirecek olmasıdır. Maddeyi ve kendilerini mutlak varlık olarak kabul edenler ve tüm hayatlarını buna bağlı olarak kuranlar, bir anda kendilerinin, eşlerinin, çocuklarının, sahip oldukları tüm servetin sadece zihinlerindeki yansımasıyla muhatap olduklarını anlayacaklardır. İşte insanların bu gerçekten bu kadar korkmalarının, anladıkları halde anlamazlıktan gelmelerinin, bir ilkokul çocuğunun dahi kolaylıkla kavrayabileceği bir gerçeği son derece anlamsız itirazlarla yok etmeye çalışmalarının ardında yatan neden, bu dünya hırslarını kaybetme korkusudur. (4)

21. yüzyıl Allah’ın dilemesiyle, insanların yaygın olarak İlahi gerçekleri kavrayacakları ve mutlak gerçek olan Allah’a dalga dalga yönelecekleri bir tarihsel dönüm noktası olacaktır. Bu yüzyılda, 19. yüzyılın materyalist inançları ve dayattığı hurafeler tarihin çöplüğüne atılacaktır. Allah’ın varlığı ve benzersiz yaratması kavranacak, mekansızlık, zamansızlık gibi gerçekler ortaya çıkacaktır. Özelikle son 150 yıldır insanların gözlerine çekilen perdeler kalkacak, insanlar inkar amaçlı felsefelerden, yalan ve aldatmacalardan, hurafe ve batıl inanışlardan kurtulacaktır. Bu kaçınılmayacak bir gidiştir ve Allah’ın dilemesiyle hiç kimse bunu durdurmaya güç yetiremeyecektir.

Dipnotlar:

(1) Daniel C Dennett, Brainchildren, Essays on Designing Minds, s. 142 (

2) http://evrimteorisi.info

(3) Lincoln Barnett, Evren ve Einstein, Varlık Yayınları, 1980, s. 17-18

(4) http://www.darwininacmaziruh.net/