Nasıl Hüküm Veriyorsunuz? II


Dinde olmayan bâtıl hükümler, helal ve haramlar çıkararak dini özünden ve aslından saptıran, kendilerine özgü inançları ve uygulamaları olan "batıl bir din" meydana getirerek, insanları İslam’dan uzaklaştıran kimi ‘din adamları’nın söylemlerine ve Kur’an’ın cevabına dikkat çektiğim yazıya devam ediyorum.

Bu dehşet verici sisteme tabi olan kimi ‘din adamları’nın namaz kılmayanlar konusundaki bazı ifadeleri ise şöyle:

“Namazı inkâr etmenin haddi Ebu Hanefi’nin mezhebinde ölünceye kadar hapsedilmektir, yani yavaş yavaş öldürmedir. İmam Maliki’nin mezhebinde İmam Ahmed bin Hanbel’in mezhebinde, İmam Şafi’nin görüşlerine göre, üç gün kendisine mühlet verilir, Üç gün sonra katledilir.”

“İmam Malik, İmam Şafi, İmam Ahmed İbn Hanbel diyor ki; ‘namaz kılmayanın cezası ölümdür. 3 gün içerisinde namaz kıldı mı kıldı, kılmadı mı 3 mezhebin imamına göre cezası idamdır. Allah Katında cezası idamdır. Şehrin çöplüğüne atacağız cenazesini!”

Kur’an’da namaz kılmayan insanın öldürülmesi bir yana, namaz kılmadığı için yargılanmasına dair dahi tek bir hüküm yoktur. Hurafelere dayalı din anlayışında ise namaz kılmayan kişinin öldürülüp cenazesinin şehir çöplüğüne atılmasından söz edilmesi şiddettir, vahşettir. Bu tamamen Kur’an dışıdır.

Kaldı ki insanın kaderinde kendisine verilen o üç gün içinde değil, belki sonrasında hidayet bulmak vardır. Bunu yalnızca Allah bilir. Öldürmek, insanın bu imkânını elinden almaktır.

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)

En merhamet dışı olan ifade ise şudur: “İslam devletinde sövse tevbe de etse, halifenin üzerine vacibtir, yöneticinin, onun kafasını alsın. Onu öldürürüz, e tevbe etti, tevbe etsin. Biz görevimizi yapıyoruz.”

Bir insanın hata ve günahı sonucu öldürülmesi, o kişinin pişman olup kendini düzeltmesi imkânını yok etmektir. Oysa tevbe insanların kurtuluş kapısıdır. Ki Rabbimizin muradı da tevbeyi kabul etmektir.

Allah, size açıklayarak anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. (Nisa Suresi, 26)

Kur’an, insanları sevgiyle, şefkatle ve anlayışla güzelliğe davet ederken, yukarıda söz ettiğim din anlayışında kişiyi hatadan sakındıracak sevgi dolu bir anlatım yoktur, Kur’an’la öğüt verme yoktur.

İslam tam bir inanç özgürlüğüdür. Allah'ın buyurduğu gibi güzel sözle daveti reddeden insana Müslüman şöyle söylemelidir:

"Sizin dininiz size, benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 6)

Bu tahammülsüz, şiddet ve vahşet dolu anlayış, özellikle son dönemde İslam dini gibi anılıyor. Kimi çevreler bu bağnazlık dinini İslam ile özdeşleştiriyorlar. Anlamı barış ve esenlik olan sevgi ve merhamet dini, Allah’ın hükümleri üzerine hüküm koyan bu zihniyet yüzünden ‘İslamofobia’ adıyla zikredilir oldu.

Oysa,  "Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?" (Maide Suresi, 50)

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?

İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.

Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.

Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak? (Kalem Suresi, 36-40)

Ey hak ve hakikat üzere hüküm veren Rabbim; hak ile hükmet.