Ramazan ve Kur'an


(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. (Sad Suresi, 29)

 

Her sene olduğu gibi Ramazan ayının ilk günü kabından çıkarılacak Kur'an. Son gün okuma bitmiş, vicdanlar rahat, tekrar kabına konacak. Eş dostla sohbet sırasında, hatim sayısına bir tane daha ilave etmiş olmanın gururu yaşanacak... Oysa Kur'an hatim sayısıyla değil, rehberliğiyle hayatında olmalıydı insanın. Okurken ayetleri üzerinde düşünmeliydi insan, ondan öğüt almalıydı. Derileri ürpermeli, yatışmalıydı. Kalbi onunla yumuşamalıydı. İnsan onunla yaşamalıydı. Yüz yıllardır insanların anlamadığı dilde okuduğu Kur’an’ın, ne dünya ve ne de ahiret hayatına bir faydası olmadığı açıktır.

 

Kur’an her yaştan, her kültürden, her eğitim seviyesinden insanın rahatlıkla anlayabileceği, öğütlerini kavrayabileceği hikmetli kitaptır. Hükümleri ve tavsiye ettiği güzel ahlak son derece açık, anlaşılır ve kolaydır. Anlamak için üstün bir zekâ ya da yetenek değil, samimi bir niyet gerekir, vicdan kullanmak gerekir. Kur'an bütün insanlık için bir çağrıdır ancak yalnızca samimiyetle okuyanlar onu anlayabilirler. Kur'an önyargısız ve vicdanlı insanlar için - İslam'la henüz tanışmamış bile olsa- sırlarını açar ve onların yaşam rehberi olur.

 

Allah, “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara Suresi, 121) buyurur. İnsanın Kur'an'ın nurundan yararlanabilmesi ve doğruyu bulabilmesi için Kur'an'ı gereği gibi samimiyetle okuması, ayetler üzerinde düşünmesi gerekir.

 

Kur’ân, Allah’ın insanlığı “karanlıklardan nura çıkarması için indirdiği”, “apaçık ayetler” içeren,  Katından sunduğu nur kitabıdır.

 

Kur’an saygıyla içi titreyerek Rabbinden korkan, sakınan takva sahiplerinin yol göstericisidir. Aydınlığı, estetiği ve güzelliği anlatır. O, Allah ile derin bağlantıyı, en zor anda aşkı ve muhabbeti diri tutan kitaptır.

 

Kur’an; her okumada, insana ve kâinata dair bir önceki okumamızdan farklı sırların önümüzde açıldığını hissettiğimiz tek kitaptır. Samimi insana, bulunduğu boyuta göre en derin sırlarını açar.

Kur’an, insanı ve kâinatı anlamayı kolaylaştırır; O’nu okuyan insan Allah'ın hikmetle yarattığı sayısız güzelliği, sarıp kuşattığı harikaları fark eder ve şuur kapısından içeriye girer. İçerdiği üstün hikmetle gaflet ve alışkanlık perdelerini kaldırır. Kur'an'ın bu etkileyiciliği, vahyedildiği günden kıyamete kadar tüm zamanlar ve tüm insanlar için geçerlidir.

 

Allah'ın kullarına olan rahmetinin tecellisi olarak Kur'an'da, her konu en hikmetli ve en özlü şekilde açıkça bildirilir. Allah ayrıca, Kur'an'la bize Kendisi'ni tanıtır; tüm evreni yoktan var eden, tüm eksikliklerden münezzeh, her şeyi gören, işiten, gizlinin gizlisini bilen olduğunu haber verir.

 

Katıksız olan din yalnızca Allah'ındır. Bunun dışındaki tüm yollar batıldır; atalardan kalma çarpık inanış, hurafe, bidat ve zanna dayalıdır. İnsanı dünyada mutlu ve huzurlu bir yaşama, ahirette de gerçek kurtuluşa kavuşturacak olan tüm bilgiler ve her sorunun cevabı Kur'an’da vardır. Ancak insanların çoğu, Yüce Allah’ın yolladığı bu ilahi tebliği merak etmez, okumaktan kaçınır ve Allah'tan uzak bir yaşam sürer. Kur'an dışı kaynaklardan edindikleri ya da etraflarındaki kişilerden duydukları bilgileri din zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun kalırlar. Herkesin farklı doğruları vardır ve toplumda birden fazla din yaşanır. Oysa dinin gerçek kaynağı, “Gerçek, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.” (Al-i İmran Suresi, 60) ayetiyle de ifade edildiği üzere Kur'an'dır.

 

"Allah'ın benden ne istediğini biliyorum zaten, okumama gerek yok" gibi bir bahaneyle Kur'an'ı okumaktan kaçınanlara sormak gerekir. "Okumaya gerek yoksa, Allah neden 6000 den fazla ayet içeren bir kitap yolladı kulları için?” Peygamberimiz (asm), İslam ve imanın gereği olarak bilinen namaz, oruç gibi belirli hükümleri kavmine iletirdi; Kur'an'a ise gerek kalmazdı.

 

Kur'an oldukça sade ve anlaşılır bir kitaptır. Allah birçok ayetle onu açıklanmış olarak indirdiğini haber verir. Kur'an'ın bir adı da apaçık, anlaşılır anlamındaki Mübîndir. Allah, Kur'an'ın Mübîn olduğunu buyururken "Kur'an anlaşılamaz" diyen kimseler, Kur'an'ın hayata sunduğu güzelliklerden yoksun kalırlar. Allah, mesajı olan Kur'an'da, Kamer Suresi'nde ve diğer Kur'an ayetlerinde defalarca, "öğüt alıp-düşünen var mı?" diye soruyor. Kuşkusuz hepimiz bu sorunun muhatabıyız.

 

Allah'tan mesaj, kesin kanıt olan ve hidayete ulaştıran Kur’an, insana önündeki iki yoldan hangisini seçeceğini işaret eder. O yolda, Allah'ın doğrularıyla yaşamak için, Kur’an'ın ışığından yararlanır insan. Şiddetli ışık gözleri kör eder ancak Kur’an’ın güçlü ilahi ışığı, göremeyen gözleri açar. Kalpler imanla, ruhlar Kur’an ahlâkıyla nurlanır…

 

"Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)

 

O halde derilerinin ürpermesi, kalplerinin Allah'ın zikri ile yatışması, ayetler okunduğunda imanının artması ya da secdeye kapanması için, insanın dinlediğini anlaması gerekmez mi?

 

Kur’an, güzel bir sesten Arapça olarak dinlenildiğinde insana haz verir. Ancak anlamını bilmeden yalnızca Arapçası okunarak bir sevap kazanma aracı olarak görülmemeli Kur'an. Acaba sevap, Kur’an'ı anlamadan okuyarak mı alınır, yoksa okuduğumuzu/anladığımızı yaşamımıza geçirip, Allah'ın beğendiği ahlâka sahip olmaya çalışarak mı?

Kur’an ‘sinelerde olana şifa’dır; her zehrin panzehiri O’dur. Allah, gönülden Kendisine yönelen samimi kullarının kalplerini şifaya kavuşturur, Kur’an ile onlara nurlu yollarını gösterir.

Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir. (Hadid Suresi, 9)

 

Tek doğru Kur'an'dır. Bizleri Allah'ın dosdoğru yoluna yöneltmek için gönderilmiştir. Okuyup anlamadıkça, düşünüp akletmedikçe ve uygulamadıkça sürekli tali yollara sapar, asla o doğru yolda yürüyemeyiz.

 

İnsanların ahiret gününde Allah'a dünya hayatında yaptıkları için hesap verirlerken, "Ben bundan habersizdim, bana bildirilmemişti" diyebilecekleri veya mazeret gösterebilecekleri hiçbir konu bulunmamaktadır. Allah, insanları Kuran aracılığı ile, en güzel şekilde uyarmış ve yaşamlarıyla ilgili en önemli konularda bilgilendirmiştir. Allah, ahirette Kur'an'dan sorgulanacağımızı haber verir. Kuşkusuz Arapçasını nasıl okuduğumuzdan değil, Kur'an'ı O'nun istediği gibi okuyup okumadığımız, ayetlerini düşünüp düşünmediğimiz ve dünya hayatında Kur'an'ı ne kadar yaşadığımızla sorgulanacağız.

 

Kur'an'ı üzerimizde kitap yükü olarak taşımayalım. Kuran, aklı ve kalbi açar. Bizler anlayışımızın her okumada yenilenmesi için dua edelim. İçerdiği derin sırları kavramaya çalışalım. Allah sözün en güzelini indirdiğini bildirir. Sözün en güzeli Allah'ın kitabıdır, o Allah'ın yol göstermesidir.

 

Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O'ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.(Zümer Suresi, 23)