Suriyeli Düşmanlığı


Hafta içi Twitter'da binlerce FETÖ’cü hesabın, özellikle ülkücü görünümlü hesaplara çevrilmesiyle Arap, Kürt, Müslüman mülteci düşmanlığı körüklendi. Özellikle Suriyeli kardeşlerimiz aleyhinde suçlayıcı provokatif hashtag’ler açıldı. Kin ve nefret dolu her tweet, insanlığın ne denli lime lime olduğunu gösterdi.

Mülteciler yurdumuza geldiği günden başlayarak, öyle insanlık dışı iddialar, iftiralar ortaya atıldı ki ülkedeki tüm katiller, hırsızlar, tecavüzcüler ve hainler Suriyelilermiş gibi yazılıp çizildi.

Suriyeliler yokken de ülkemizde kavga, hırsızlık ve her türlü suç işleniyordu. Her olayı Suriyeli kardeşlerimizden bilmek, onları potansiyel suçlu görmek ahlâksızlıktır.

İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre Suriyelilerin karıştıkları olayların Türkiye’deki toplam asayiş olaylarına oranı 2014-2017 arasında yıllık ortalama % 1,32’dir. Bu olayların önemli bir kısmı da kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanmaktadır. Servis edilen haber ve yorumlar gerçek bağlamından koparılarak kamuoyuna yansıtılmakta, olaylar abartılarak infial yaratılmaya çalışılmaktadır.

 

“Bana ne Suriye’deki topraktan, onca şehit ve ölen insanlara yazık” demişti bir arkadaşım. Bizim Suriye’deki toprakla işimiz yok. Toprak kavgamız yok. Bölgenin terörden temizlenmesi gerekiyor, o toprakların güvenliği bizim güvenliğimizdir. Kaldı ki evlatlarına, namusuna sahip çıktığımız Suriyelilerin ÖSO savaşçıları, bizim askerimizle PYD ve PKK ve diğer kahpe örgütlerle savaşıyor.

Bu çirkin saldırıların İslamî yönü yok çünkü canını kurtarmak amacıyla geleni korumak Müslüman için farzdır. Türkiye, Kur’an’dan öğrendiği merhameti yıllardır en güzel şekilde Suriyeli kardeşlerimize gösteriyor. Devletimiz büyüklüğünü gösterdi, hiç tereddüt etmeden kucağını ve gönül kapılarını açarak tüm dünyaya insanlık dersi verdi. Uygulamada bazı eksiklikler olsa da Allah’ın izniyle kendi tarihine yakışanı yaptı ve sınavı geçti. Ve mültecileri ancak ülkelerine döndüklerinde can ve namuslarından emin olduğu ortam oluştuğunda geri gönderecek.

Ancak millet olarak maalesef aynısını biz yapamadık. Sevgiyle yaklaşmak şöyle dursun, nefretle baktık, kovmaktan beter ettik, nefes almalarına bile dayanamaz olduk.

Ülkemiz, büyük kesimi zamanında mülteci olup gelen halklardan oluşuyor. Halep’ten, Humus’tan, Şam’dan binlerce Arap, Çanakkale’de Bu milletle birlikte canlarını verdi. Suriyeli mazlumlar hakkında çirkin konuşmalar yapanlar bunu unutmamalı. “Suriyeliler gitsin” diyen herkes kendisinin, eşinin, çocuğunun ölümden kaçtığını ve bir ülkeye sığındığını düşünüp, öyle konuşmalı.

1923'te soyadı kanunuyla 1 milyon Ermeni ve 350 bin Yahudi'ye, 1930'da ülkemize sığınan 392 Suriye, Yugoslavya ve Bulgaristan Müslümanına Atatürk tarafından vatandaşlık verildiğini hatırlayalım.

Suriyelilere karşı sürdürülen nefret politikası maalesef hafta içinde sonucunu verdi. İki haysiyetsiz, Suriyeli hamile genç bir kadına tecavüz edip, onu ve 10 aylık bebeğini vahşice öldürdü. Çocuklarıyla birlikte katledilen kadının kocasının, olaydan sonra söyledikleri ise insanın kanına dokunuyor; "İdlib'deki akrabalarımız duymasın, trafik kazası deyin. Türkiye'ye laf gelmesin."

22 yaşındaki Emani (adının anlamı emanet) anne, iki yavrusuyla birlikte tabut içinde memleketine döndü. Emanete sahip çıkamadık. Biz Muhacir’in her dönem Ensar’ı ve umuduyken, kâbusu olduk.

Şimdi… Onları insan yerine koymayanlar, provokatif ve yalan haberlerle kin ve nefret pompalayanlar, övünüyor musunuz eserinizle? Rahat mı vicdanlarınız? Varsa tabi!

Suriyeli mültecilere karşı merhametsizlik göstermek vicdansızlıktır. Merhametli olduğumuz müddetçe Allah da bize merhamet edecek, bizi koruyacaktır. Bu, ülkemize bereket getirir. Güzel bir ahlâk göstererek yurdundan çıkarılmış mazlumla ve yetimle nimetlerimizi paylaştığımızda Allah vaadini yerine getirir, bahşettiği nimet ve güzellikleri artırır.  

"Fakirleri seviniz ve onlara yakın olunuz. Siz onları severseniz, Allah da sizi sever. Siz onlara yakın olursanız, Allah da size yakın olur. Siz onları giydirirseniz, Allah da sizi giydirir. Siz onları yedirirseniz, Allah da sizi yedirir. Siz cömert olunuz ki, Allah Tealâ da size karşı cömert olsun." (Ramuz El Hadis, 1. Cilt)

Ülkesine dönen Suriyeliler "Bugüne kadar bizi her anlamda destekleyen Türkiye şimdi de vatanımızı kurtardı. Emeği geçenlerden Allah razı olsun. Türkiye'de çok güzel dostluklar edindik, artık Türk dostlarımızın Suriye'de de bir evleri var" diyorlardı. Empati yapamayıp, onlar hakkında ırkçı ve mantıksız söylemlerle nefret saçanları, dilerim Allah yarın o kapıları çalmak durumunda bırakmasın...

Kilis Elbeyli’deki mülteci kampında kalan Suriyeli bir kızın, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı duygu dolu bir mektuptan birkaç satır paylaşmak istiyorum:

“Belki küçük yüreklerimiz. Belki aklımız ermiyor, belki de anlamıyoruz bu dünya düzenini. Ama dedim ya küçük bizim yüreğimiz. Büyüklerin oynadığı zalimce oyunlardan zararlı çıkan, hayatı tanıyamadan ölüme giden yani hep ebe olan küçük bedenleriz biz. Sadece huzur isteyen, sevgi isteyen verdiğiniz aşa ekmeğe razı olan Suriyeli çocuklarız biz. Biz güneşin doğmadığı karanlık, simsiyah ülke Suriye’den geldik. İğne ucu kadar gördüğümüz ışığı takip edip güneşin sıcaklığını hisseden Suriyeli savaş çocuklarıyız.

Dünya üzerinde tüm çocukların hakları varmış. Yaşama, eğitim sağlık, yeni öğrendim. Çocukluğumu yaşamak, sokakta arkadaşlarımla korkmadan oynamak, kavga etmek sonra barışmak, hasta olup nazlanıp nazlanıp ilaç içmek, evde odamı dağıtıp annemden laf işitmek, bunlar benim özlediğim haklarım. Her şeyin en iyisini vermek istersiniz çocuğunuza değil mi? Bu çocuğunuzun hakkı. Ben bütün haklarımdan vazgeçiyorum. Parktaki oyuncaklarım kırılmış olsun önemli değil. Bırakın, çekin ellerinizi ülkemden. Bomba seslerinin olduğu sokağıma çıkayım. Nefes alayım, bırakın... Sadece parmağım kapıya sıkıştığında, düştüğümde canım yansın istiyorum. Sadece o zaman ağlamak istiyorum. Gözyaşlarımı silip oyunuma devam etmek istiyorum. Yeter artık duyun sesimizi. Müslüman çocuklara yapılan bu zulme “dur” deyin.” (*)

Rızkı Allah’ın verdiğini unutarak bu insanların yediği lokmayı saymak, “Suriyelileri istemiyoruz”, “öz vatanımda mülteciyim”, “ülkemi terk edin, nereye giderseniz gidin”, “evinize dönün” demek içinde vicdan taşıyan insana yakışmıyor. Düne kadar bizim vatandaşlarımızdı Suriyeliler. Bugün Ensar olma şerefi bize yeter. Ki bu vatan hepimize yeter.

(*) Volkan Yanardağ / Haber Türk