aldanan mı.?


3 görev, 3 sorumluluk,

"el ile dil ile buğz ile yanlışa müdahale"

ciddi bir sosyal sorumluluk..

toplumun menfaati adına tek tek bireylerde başlayan,

her türden bozuşmayı engelleyen,

sağlıklı toplumu oluşturan bir anlayış.. ve

efendimiz(sav)'in takdir ve taltifine mazhar olmuş bir toplum..

 

nasıl'ına değinelim:

* ilk hutbesinde halife hz.ebû bekir(ra),

"bu sizden hayırlı olduğum anlamına gelmez..

vazifemi doğru ifa edersem bana yardım edin,

hataya düşersem beni düzeltin"

* keza dillere destan olan hz.ömer(ra)'in,

"bazı işleri yanlış yaparsam nasıl karşılarsınız"

sorusuna o mecliste bulunan beşir b.sa'd'ın,

"böyle yaparsan seni oklarımızla doğrulturuz" ikazına,

"Allah'a şükürler olsun" diyen bir hz.ömer..

ikaz eden, yapıcı tenkid ile doğrusunu gösteren,

yanlışları müdahaleyle büyümeden düzelten sahabe anlayışı..

* yine yavuz sultan selim'in karşısına dikilip,

"seni bu kılıcımla doğrulturum" diyen zenbilliler..

 

böylesi bir toplumda "aldanan ile aldatan" olur mu hiç.

 

3 maymun, 3 sorumsuzluk,

"görmedim, duymadım, bilmiyorum"

ciddi bir sosyal sorumsuzluk..

şahsî menfaati adına tek tek bireylerde başlayan,

her türden bozuşmayı seyreden,

sağlıksız toplumu oluşturan bir anlayış.. ve

efendimiz(sav)'in "haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytan" ikazına muhatap..

 

3 maymunu oynayan birini düşünün.. gözlerinin önünde cereyan eden bir haksızlığı görüyor ancak

hızlıca ve ustaca! yaptığı bir hesapla, "müdahale edersem haksızlığa engel olurum ama

şu şu kişi/leri karşıma alırım, bu da benim menfaatime engel olur" der ve 3 maymunu oynar..

böyle bireylerden oluşan bir toplum, dünya durdukça utanılası..

 

bir tarafta gerçek ulü'l-emirler hz. ebu bekir(ra), hz. ömer(ra) ve yavuz sultan selim..

kendilerini ikaz edenlere ve 'yaradan'ına şükran dolu..

 

ve karşılarında beşir bin sa'd'lar, zenbilli'ler..

ulü'l-emre "ohh" dedirten sosyal sorumlu ve yürekli kişiler..

ve sağlıklı bir toplum, "asr-ı saadet" toplumu..

böyle bireylerden oluşan bir toplum, dünya durdukça örnek alınası..

 

hâlen.. anlamsız bir refleksle,

emir sahiplerinin ne dediklerine ne yaptıklarına bakmaksızın,

akılla iradeyle vicdanla ölçüp tartmaksızın,

doğru mu eğri mi diye muhakeme yapmaksızın,

"biz bilmesek de elbet vardır bir bildiği, bir hikmeti" diyenlere,

böylesine körükörüne itaati, kör sadâkati inancının bir parçası ve

ulü'l-emre itaat zannedenlere göre, hz.ebû bekir'in hz.ömer'in hatta yavuz sultan selim'in

dediklerinde yaptıklarında bir bildiği olmayacak,

dediklerinin yaptıklarının bir hikmeti olmayacak,

bir düzeltmeye ihtiyaçları olmayacak,

buna mukâbil,

onlarla kıyası kâbil olmayanların

dediklerinde yaptıklarında bir bildiği bir hikmetleri olacak,

sözlerinin üzerine söz söylenemeyecek,

yaptıklarına ses çıkarılamayacak, öyle mi.?

aklı ve iradeyi, vicdanı ve muhakemeyi bi'kenara iten,

efendimiz(sav)'in "aklı olmayanın dini yoktur" ikazına muhatap bu anlayış,

yalnız akılla yalnız vicdanla yalnız ahlâkla sınırlı kalmayıp

özünde islâm'la ilişkiyi zedelemiş olmuyor mu.?

 

böylesi bir toplumda "aldanan ile aldatan" eksik olur mu hiç..

 

bir an düşünmeden edemiyor insan,

beşir b.sa'd'lar zenbilliler bugün yaşasa ve

yığınla ölümcül yanlış yapan emir sahiplerine

aynı sözleri sarfetseler hâlleri nic'olurdu dersiniz.?

sahi,

"beni doğrultacak kimse varmış" diye şükreden olur muydu.?

 

E-Posta: ramazantoprak19@gmail.com

Ramazan Toprak 17 Temmuz 2017 - Pazartesi