AKSARAY ve ULUSAL-ENTELEKTÜEL BİR DERGİ


Aksaray, asırların biriktirdiği bir ilim irfan kentidir. Türk Aksaray tarihi, Selçuklularla temsil edilen ilk devirlerinden itibaren medreseleri ve tekkeleri ile önemli bir kültür merkezi olmuştur. Bu periyotta, dönemin kaynağı Niğdeli Kadı Ahmed’in ifadesi ile büyük İslam âlimi İmama Gazzalî’nin Moğollar önünden kaçan nesli, kendilerine ikamet için Aksaray’ı seçmiş ve asırlarca şehrin önde gelenleri olmuşlardır. Bu nitelikteki bir ailenin Aksaray tercihi, şehrin ilim ve irfan seviyesini ortaya koyar. Zira büyük insanlar, kendilerini taşıyabilecek ve hizmet edebilecekleri şehirleri tercih ederler.

Aksaray tarihinde yaşanan ve bir başka yazımıza da konu olan bazı kırılmalar şehrin söz konusu niteliğini akamete uğratmıştır. Bu meyanda ilk olarak, 13. asrın ikinci yarısında Aksaray’da yaşanan Moğol katliamı sonucu, devrin kaynağı olan tarihçi Aksarayî’nin ifadesi ile gökte meleklerle pervaz edecek nitelikte âlimlerinin ve toplamda 6 bin insanının katledilmesi sayılmalıdır. Zikredilen rakamdaki mübalağa oranı saklı kalmak kaydıyla beraber Aksaray’ın bu hadisede uğradığı beşerî kayıp aşikârdır ve asırların ancak telafi edebileceği büyük bir yıkımdır. Zira verilen rakam, dönemin Anadolu’sunun büyük kentlerinin nüfuslarının bütününe tekabül etmektedir.

14. ve 15. asra gelindiğinde Aksaray’ın yukarıda belirtilen büyük yıkımı aştığı anlaşılmaktadır. Zira Cemalleddin Aksarayî gibi bir hazretinin medrese hocalığı yaptığı, Molla Fenarî gibi Osmanlı ilim tarihinin mühim bir isminin Zinciriye Medresesi’ne gelerek adı geçen hazretten ders aldığı, dervişane gezen Somuncu Baba hazretlerinin nihayet Aksaray’da karar kıldığı bilinmektedir. Bununla beraber yeniden elde edilen bu kazanım, 15. asırda İstanbul’un fethinden sonra şehirden yapılan büyük nüfus tehciri ile kaybedilmiştir. Sultan Fatih’in gerek İstanbul’u Türkleştirmek gerekse Karamanoğlu beşerî gücünü zaafa uğratmak için başvurduğu mevzu bahis uygulamanın Aksaray’ın tekrar sükûtuna sebep olduğu anlaşılmaktadır. Bundan sonra şehir, Pir Ali Aksarayî, İsmail Maşukî gibi Sultan Kanunî’yi Aksaray’a getirecek kadar büyük isimler çıkarmasına rağmen asırlarca kaza statüsünde kalmış ve Konya’dan idare edilmiştir. Esasen öncesindeki Selçuklu dönemi Aksaray’ı, o devrin Anadolu’sunun en büyük on vilayeti içine girmekteydi. Zira Selçuklu tarihçiliğinin büyük ismi Prof. Osman Turan merhum, Aksaray’ın Konya ile rekabet ettiğini ifade etmektedir.

Şehir tarihinde yaşanan son büyük kırılma, Aksaray’ın, Cumhuriyet Türkiye’sinin mukaddimesinde yapılan ilk idarî taksimde vilayet olarak tespit edilmesine rağmen (1920), bu konumunun 1933 yılında tenzil edilmesidir. Bu suretle Aksaray kendisinden küçük bir başka vilayete bağlanmış ve 56 yıl öylece devam etmek zorunda bırakılmıştır. Neticede bu yarım asırlık zaman zarfında; sağlıktan spora, eğitimden idareye kadar alması gereken her tür yatırımın ancak beşte birini yahut daha azını ancak temin edebilen Aksaray şehri, gerçekten hiçbir şehrin altından kalkamayacağı bir tokada maruz bırakılmış ve çok yönden güdük kalmıştır. Şüphesiz söz konusu son kırılmanın en büyük zararı yine şehrin beşerî gücüne olmuştur ki telafisi en zor kayıp da budur. Aksaray bütün bunlara rağmen yeniden vilayet olduğu 1989 yılı sonrası ve teşvik kapsamına alındığı son düzine yıllarıyla büyük bir gelişim göstermiştir. ASÜ’nün de devreye girmesi, şehrin ihtiyacı olan entelektüel insan ithaline ve yetiştirilmesine katkı sağlamaktadır. Kuşkusuz söz konusu aydınların şehre açılarak her alanda şehre katkı sağlaması elzemdir.

Bugün bazı ilim irfan şehirleri ulusal-entelektüel şehir dergilerine sahiptir. Bu tarz dergilerin bir takım hususiyetleri bulunmaktadır. Her şeyden önce bu dergiler yerelden öte ulusal dağıtıma sahiptir. Dergi sayıları düzenli bir biçimde ulusal büyük kütüphanelere, medya kuruluşlarına ve ulaşması arzu edilen ülke aydınlarına iletilmektedir. Kâr amacı güdülmeden ulusal yayınevlerinin tevziatına dâhil edilmektedir. Diğer taraftan ulusal-entelektüel dergiler, mahallî değerleri yurt sathına taşıyan yazı ve yazarlara yer vermenin yanı sıra ülke aydınlarına ait kıymetli yazıları da sayfalarına katmayı başararak yerelden ulusala uzanan bir seviye yakalarlar. Umumiyetle belediyeler gibi kurumların sponsor olduğu bu tarz dergiler, kurumların söz konusu katkısına rağmen bir kurum bülteni içeriği ile neşredilmezler. Zira muhteviyatı itibarıyla kuruma ve kişilerine bolca yer veren dergilerin ulusal-entelektüel frekansı yakalaması olası değildir. Hakikaten bülten muhtevalı yayınlar, mürekkep yalamış ülke aydınları ve insanları tarafından muhatap alınmazlar. Esasen bir ulusal-entelektüel şehir dergisinden maksat, söz konusu mürekkep yalamış kitleye ulaşmaktır. Öte yandan sponsor kuruma ait tanıtım, bir iki yazı ve görsel kullanarak ustaca dergi içeriğine eklenebilir.

Ulusal-entelektüel bir şehir dergisinin Yazı İşleri departmanı oldukça önemlidir. Yazı İşleri heyeti, bütün yönleri ile şehri tanımanın ve ilgili yerel kalemlere ulaşabilmenin yanı sıra gazetecilerden yazarlara, akademisyenlerden sanatçılara kadar geniş bir ülke münevveri portföyüne erişebilmelidir. Hâsılı, bahsedilen bu hususiyetler ile dergi, Aksaray’dan yayın yapan ulusal bir dergi olacaktır.

Belediye Kültür İşleri’nden sorumlu Başkan Yardımcısı Sayın Güven Kemerkaya, kendisi ile görüşmemizde bir ulusal-entelektüel şehir dergisi fikrinden söz etmişti. Söz konusu hamlenin ilk adımlarının atıldığını işittiğimiz bu günlerde, bütün ilgililerine muvaffakiyetler dileriz.