ulü'l-emir mi..?


ulü'l-emr kavramını
tastamam gerçekliğiyle değil
birilerinin şekillendirdiği siyasi içerikle algı biçimi,
çoğu büyük sorunun tetikleyici unsuru..
nasıl'ına değinelim,
birilerinin dillerine doladığı iki örnekle..
* ilk hutbesinde halife hz.ebû bekir(ra),
"bu sizden hayırlı olduğum anlamına gelmez..
vazifemi doğru ifa edersem bana yardım edin,
hataya düşersem beni düzeltin"
* keza dillere destan olan hz.ömer(ra)'in,
"bazı işleri yanlış yaparsam nasıl karşılarsınız"
sorusuna o mecliste bulunan beşir b.sa'd'ın,
"böyle yaparsan seni oklarımızla doğrulturuz" ikazına,
"Allah'a şükürler olsun" diyen bir hz.ömer..
ikaz eden, yapıcı tenkid eden, hesaba çeken,
yanlışları müdahaleyle düzelten sahabe anlayışı..
yine yavuz sultan selim'in karşısına dikilip,
"seni bu kılıcımla doğrulturum" diyen zenbilliler..

gelelim bugüne..
hâlihazır zirvedeki yöneticilerin
yakın geçmişteki konuşmalarına bakın,
toplum nezdinde hayli prim yaptıkları bu sözleri
sayısız kez duyacaksınız ağızlarından..
hasbelkader ülke yönetimine geldikten sonra
makama saygıyı kendi hikmetinden sayarak,
toplumun en hayırlıları oldukları vehmiyle
kendilerini hz.ömer gibi ulü'l-emr yerine koyunca
toplumumuzda büyük ölçüde karşılığını alıyorlar,
hem de körü körüne itaat, kör sadakat ile..
ne dediklerine bile bakmaksızın,
ne yaptıklarına bakıp
akılla vicdanla ölçüp tartmaksızın,
doğru mu eğri mi muhakemesi yapmaksızın..
şartlı refleksle, "biz bilmesek de anlamasak da
elbet vardır bir bildiği, bir hikmeti" diyenlerle..
kazara ikaz eden tenkid eden hesap soranlara
tehdit-zindan-sürgün-işten el çektirenler..
körükörüne itaati inanç zanneden
boynu bi'hayli kalın zamâneler..

şimdi,
hz.ebû bekir'in hz.ömer'in
dediklerinde bir bildiği olmayacak,
yaptıklarının bir hikmeti olmayacak,
buna mukâbil,
onlarla kıyası kâbil olmayan
ne idüğü belli! olan birilerinin
bir bildiği bir hikmeti olacak ha,
yalnız akılla-vicdanla-ahlâkla değil
özünde islâm'la ilişkiyi zedeleyici işler bunlar..
bir an düşünüyoruz da,
beşir b.sa'd bugün yaşasa ve
yığınla utanılası ölümcül yanlışlar yapan zevâta
aynı sözleri sarfetse hâli nic'olurdu dersiniz..?
keza, "beni doğrultan kimseler varmış" diye
şükreden olur muydu dersiniz..?

sözün kısası,
'paylaşımda kavga ettik'
'öküz öldü ortaklık bozuldu'
'işi beceremedik altında kaldık' gibi
dile getirilemeyen asıl gerekçelerin adı olan
'kandırılmayı âdet/görev haline getirip'
üstüne üstlük bir de marifetmiş gibi
sürekli 'kandırıldık' özür/bahaneleriyle
katmerli prim yapma çabasındaki
"ölüemirlerle anca bu kadar olur" desek,
bugünün utanç tablolarını resmetmiş olmaz mıyız..?

E-Posta: ramazantoprak19@gmail.com