bazen bir olay


"domuz eti haram ancak
bir insanın ölmeyecek kadar
yeme hakkı var" dedikten sonra,
"bizler de ilk zamanlar
domuz etinden uzak durduk ancak
ilerleyen zamanlarda davanın ayakta kalması için
bir parça domuz eti yedik.. bir süre sonra
bu etin çok lezzetli olduğunu düşünmeye başladık
ve eti her yerde kullanmaya başladık..
bir imza ile milyon dolarlık rantlar oluşturduk..
bu hoşumuza da gitti..
sadece kendimize değil ailemize,
yakınlarımıza da domuz eti ikram etmeye başladık..
sonunda hepimiz domuz eti bağımlısı olduk"
bizzat tanıdığım, araştırmacı gazeteciliği ve
dürüst kişiliğine inandığım gazeteci-muhabir,
yazar hüseyin özay/taraf'dan iktibas ettik haberini..
"geçtiğimiz günlerde bir bb.yrd. başkanlığında
bir ekonomi bakanı, ankara, istanbul ile
bazı büyükşehir belediye başkanları,
bazı bakanlıkların bürokratlarının katıldığı
üst düzey toplantıda bir bürokratın tesbitleri" böyle..

hani
bir çivi bir nal'dan,
bir nal bir at'tan,
bir at bir komutan'dan,
bir komutan bir ordu'dan,
bir ordu bir toplum'dan ve nihayet
bir toplum bir devlet'ten eder denir ya,
. ortaya karışık laf salatası değil,
1 no.lu meselenin bam teline basan sözler bunlar..
. bir yozlaşma ve bir bitişin kısa hikayesi gibi..
. sorunun özüne sihirli bir dokunuş bu..
. çuvallar dolusu lafı gevelemenin özü bu..
. arsız, hırsız ve yolsuzlar ile
yandaş, yalaka ve lafazanların
niye bin dereden su getirdiklerine işaret bu..
. 'bu kadar da olmaz' diyen vicdanın sesi bu..
. 'tükenişin nedenini yalnızca
erişilemeyecek kadar uzaklarda
veya alakasız yerlerde aramak yerine
asıl kendi içinde aramalı' diyen bir çığlık bu..
. dürüst ve namuslu bir özeleştiri bu..
. bir kale nasıl ki içeriden fethediliyorsa
bu benzetme de içeriden yıkılışın hikayesi..
. "domuz eti haram" ile çıkışın hikayesi nasıl yazıldıysa,
"ama .." ile başlayan yozlaşma ve başkalaşmanın
domuz eti bağımlılığına dönüşmesiyle birlikte
çöküşe götüren serüvenin hikayesi bu..
. asla islâm demiyorum,
bazı zamâne müslüman!arının
domuz etini vicdanlarına yedirdiğinin itirafı bu..

bu bürokrata kocaman bir 'aferin'..
kapalı kapılar ardında söylemiş bile olsa.. çünkü
bırakın aleni, kamuya açık ortamları,
kapalı ortamlarda bile doğruları söyleyebilmenin
büyük cesaret gerektirdiği bir ortamda
bunları söyleyebilmek yürek istiyor..
"devletin malı deniz, yemeyen domuz"
tekerlemesini domuzların çıkardığına inandığım gibi
bu yoldan yürüyenlerin atalarını öğreniyoruz, bu suretle..
* * *
hukuk prof.erdener yurtcan,
35 yıl önce fakülteden hocamız idi,
o zamanlar pek cesur ve özgüvenli idi..
ya aradan geçen yıllara yenik düştü,
ya da içinden geçmekte olduğumuz
hukukun iç'edildiği bir dönemde,
önce hukukun üstünlüğünden kanun devletine,
sonra polis devletine,
nihayetinde korku devletine(haşim kılıç'tan)
döndüğümüz için olsa gerek,
geçtiğimiz günlerde
40 yılı aşkın birikimi olan
4.5 trilyon lirasını kaptırmış dolandırıcılara..
hukukî kanaatime göre,
suç ve suçlu ile korku devleti arasında
doğrudan olmasa bile dolaylı bir
nedensellik bağı(illiyet râbıtası) kurabilir
ve devlete rücû bile talep edebilir..
bu da öğrencisinden hocasına bir öner!..
dava açarsa bunu da gerekçe gösterebilir..
"çalış, senin de olur" ahlâkî anlayışı yerine
"çal, senin de olur" ahlaksızlık anlayışının
ne ölçüde yaygınlaştığını gösteren çarpıcı bir olay..
bazen bir olay bir dönemi anlatır ya, bu da öyle..

E-Posta: ramazantoprak19@gmail.com