FUAT TÜRKER

FUAT TÜRKER

'in Kaleminden...

Kur'an ve Sanat-II

23 Ekim 2017 - 08:40

Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah katındandır" derler. Oysa o, Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler. (Al-i İmran  3/ 78)

 

Kur’an’da resmi, fotoğrafı, heykeli, müziği kısaca sanatı haram kılan bir hüküm olmadığı halde dayatılan hurafeler ve geçen haftaki yazımda paylaştığıma benzer birçok yanlış örnek sebebiyle, ‘Müslüman’ denilince katı, sevgisiz, sanattan anlamayan, bilimi dışlayan, güzel ve estetik giyinmeyi bilmeyen, modernlikten uzak bir insan modeli algılanıyor. Bu da dünya genelinde insanları İslam’a karşı tavır almaya yöneltiyor.

 

Uzun bir süreçte bu hale gelen bir zihniyet var. Bunu görmezden gelmenin, kınamanın ve yakınmanın haricinde, fiili olarak fikri mücadele etmeyen herkesin bu zihniyetin gelişmesinde payı var. Bugün maalesef sanatın her türüne tahammülsüz ve sapkın bu bağnazlık ‘din’ine İslam adını koydular.

 

Bu zararı ortadan kaldırmak için tüm Müslümanların, İslam dininde önemli bir yeri olan sanat, estetik ve kalitede yüksek bir seviyeye ulaşmada samimi bir çaba içinde olmaları gerekiyor.

 

Estetik, sanat ve güzellik, imana çok etki eder. Müslüman kaliteli olmalıdır. Örneğin Kur’an’daki bir kıssada Sebe Melikesi’nin, Hz. Süleyman’ın muhteşem sarayına geldiğinde, mükemmel bir çalışmayla yapılmış cam zemini su birikintisi zannederek müthiş etkilendiği anlatılır. Ardından Sebe melikesinin ruhundaki derinleşmeyi ve aldığı hazzı görürüz. Tüm bu etkileyici görünümler onun iman etmesine vesile olmuştur. Hz. Süleyman (as) devrinde modernlik, güzellik, estetik, sanat vardı. Ve Allah dünya hâkimiyeti nasip etmişti.

 

Müziğin ise psikolojik rahatsızlıklar üzerindeki tedavi edici etkisi inkâr edilemez. Osmanlı döneminde, müzikle tedavi en parlak dönemlerinden birini yaşamıştı. Orta çağda ve batılı ülkelerde ruhlarına şeytan girdiği gerekçesiyle, akıl hastaları insanlık dışı ağır işkencelere maruz bırakılırken, bilimsel çalışmaları ile ruh hekimliği alanında çağdaşlarına göre yüksek düzeye ulaşmış olan Osmanlı Türk ruh hekimleri, hastalarını müzikle tedavi ediyorlardı.

 

Ayrıca yine özellikle camiler ve evler konusunda muhteşem mimariye sahip Osmanlı dönemindeki, hem merhamet ve sevgiyi hem de o kuş evini yaptıranın zevkini, inceliğini yansıtan sanatla inşa edilen kuş evlerini hatırlayalım.

 

Bugün ne eskisi gibi güzel tablolar, ne mimari eserler yapılmakta ne de önemli bilimsel gelişmeler kaydedilmektedir. Sanatta, bilimde, estetikte, siyasette, kısacası her alanda ve her yerde kalite olduğunda, İslam’a karşı insanlarda oluşmuş olan olumsuz bakış açısı da kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Din gerçek anlamda yaşandığında sanat, bilim, mimari hepsi geri gelecektir.

 

İslam güzel olan, asil olan, kaliteli olan her şeyin toplandığı dindir. Samimi Müslüman en düzgün, en yüksek ahlâklı, en kaliteli insandır. Kur’an’da haber verilen gerçek İslam’ı yaşamak gıpta edilecek bir durumdur.

 

İnsanı iyi ve güzele yönlendiren asıl güç dindir. İnsan dini yaşadığı için mutludur; Allah'ı sevdiği için hayatı güzeldir. Zevk alınan her güzellik, Sani olan Allah’ın, kullarına olan sevgisinin bir yansımasıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar