SIRA DIŞI BİR AKSARAYLI (2)

Doç. Dr. İBRAHİM BAYKAN
ABONE OL

Allah yeryüzüne çok değişik ve sıra dışı yapıda insanlar yolladı. Böyle olmasaydı insanların gerek duyuldukça kullanılan eşyadan bir farkı olmazdı. İşte ben de sıra dışı olanlardan birisiyim ve kendimi bildim bileli böyle yaşadım ve yaşıyorum.

Bunun altında yatan iki ana neden vardır:

Birincisi kalp ve dil birliği, ikincisi ise hayatım boyunca hep mağdurların yanında yer almış olmamdandır. Çok mağduriyetler yaşamış olmamın da bunda payı büyüktür. Toplumda bu halim kimilerince yadırgandı, kimilerince kınandı ve kimilerince de takdir gördü. Varsın olsun.

Bundan böyle köşemde arada bir bölümler halinde bu sıra dışılıklarımı yazacağım; yorumu ise sizlere ait olsun.

Alın size sıra dışılıklarım:

*YEDİ GÜN FAZLADAN ASKERLİK YAPTIM:

12 Eylül askeri darbe sonucu ilk kısa dönemde askere gittim. Dört ay boyunca biz üniversite mezunlarına sağa dön, sola dön, uygun adım marş ve kıta durrrr öğrettiler.

Mart ayı döneminde gittiğimizden dolayı bizlere verilen battaniyeden yapılmış elbiseleri; nasıl olsa bunlar Haziranda gidecekler diye verdiler ve Haziran’da yazlıkları vermediler.

Tezkereye bir hafta kala hafta sonu tatilinde bizlerde bir gevşeme hâsıl oldu. Ben de eşofmanımı giydim elime de TÜBİTAK yayını olan BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ aldım ve bir ağacın altında gövdesine yaslanarak bacak, bacak üstüne çatıp okuyordum.

Birden acı bir fren sesi ile irkildim. Bayraklı ve forslu bir Cip durdu; koruma; yıldırım hızıyla indi kapıyı açtı ve Cipten rakibine vurmaya hazır bir boksör gibi; rütbesini sonradan öğrendiğim alay komutanı general indi ve bana: Gel lan buraya dedi. Bir an kendimi esir alınmış düşman askerine benzettim; yanına gittim sivil kılıklı askeri selamımı verdim.

Ne lan bu dedi, burası Marmaris mi? Askerliğin içine ettiniz be yav dedi. Yanındaki emir subayına dönerek: Bulun bana nöbetçi subayı dedi. Çok geçmeden nöbetçi subay dizleri titreye, titreye geldi. Bana söylediklerini tekraren O’na da söyledi ve beni işaret ederek bu beni görmeden terhise gitmeyecek dedi ve gidişi de gelişi gibi muhteşemdi. Alay komutanımın da üj-bej olduğunu konuşmasından anladım.

Bir hafta geçti herkes tezkere havasına girdi. Ben de bölük komutanıma gittim ve alay komutanımın beni görmesi gerektiğini hatırlattım. Bölük komutanım bana: İşin zor; alay komutanı dün Antalya’ya seminere gitti ne zaman döner bilemem dedi.

Koca bölükte tek başıma yarı açık ceza evinde bir mahkûm gibi kalıverdim. Senin dört aylık çocuğun dâhil bekleyenlerin kimin umurundadır. Yedi gün geçti Alay Komutanı gelmedi; sekizinci gün firar ettim. Evime geldim bir gün geçti bölük komutanım telefonla aradı: Hemen gel; gelmezsen seni bulunduğun yerden jandarma ile aldırırım dedi. Ben de komutan geldi mi? Dedim. O’da bana; soru sorma gel dedi. Gitmekten başka seçeneğim yoktu ve gittim.

Bölük komutanım beni muhafız alayına donatılan bir asker gibi donattı ve alay komutanının makamına karizmatik bir pozla çıktım. Bana; sen kapıda bekle dedi ve ben de yarı açık olan kapıda bekledim ve gözüm içerideydi. Bölük komutanım içeri girdi heybetli bir şekilde topuk selamı vererek: olayı hatırlattı ve görmenizi istediğiniz er görüşlerinize hazırdır komutanım dedi.

Komutan hemen ayağa kalktı ve benim içeriye girmemi beklemeden hızlı adımlarla bana yaklaştı. Eyvah dedim şimdi bizi komalık edecek. Bir de ne göreyim koskoca komutan boynuma sarıldı “Tüh be yav biz ne yaptık; herkes gitti bir sen mi kaldın” Dedi. Bölük komutanıma dönerek: “Bu arkadaşımızı bizzat terminale götürün, biletini alın ve memleketine uğurlayın” Dedi. Alın size askerlik, alın size asker.

Yorumunu da sizlere bırakıyorum.

 

 (Devam edecek)