Değişimi en hızlı yaşayan ülkeyiz

ERDOĞAN KAYA
ABONE OL

Zaman zaman ülkemizin değişiminden rahatsız olanlar var. Bu değişimi manevi yönde algılayarak ülkenin dini bir yönetime gittiğini söyleyerek eleştirenlerin olduğunu duyarız. Halbuki ülkemiz Cumhuriyetten bu yana her geçen gün maneviyattan uzaklaşmıştır. Rahmetli Erbakan’ın pansuman tedavi lafı gibi bazen pansuman tedbirler alınınca bunu şeriat geliyor diye yorumlayanları da biliyoruz.

Mesela İslam ülkelerinde Türkiye’nin şeriatla yönetildiğini zannederler. Bunu Hac ve umreye gidenler görürler ve duyarlar. Kanunların şeri olarak işlediğini zannederler. Halbuki, demokratik kurallarla hazırlanmış yasalarla idare edildiğimizi bilmezler.

Türkiye aslında ekonomik ve sosyal alanda büyük değişime uğradığı gibi, kültür, inanç ve aile hayatımızda da erozyona uğrayarak değişime uğramıştır. Hanginiz istediğiniz gibi çocuklarınız üzerinde gerekli yönlendirme ve idareye sahipsiniz?

Yaşayışından tutun, giyimine kadar hangi alanda çocuklarımız bizi dinliyor? Peki eskiden böylemi idi? Kesinlikle değil, aile reisi her şeye hakim istediği gibi aileyi yönlendirip yönetirdi. Peki şimdi kaç aile buna sahip? Bu beş parmağımızın birisini geçmez. Aksine çocukların büyüklerini yönettiğini görürsünüz.

Böyle bir değişimi nerede görebilirsiniz? Ne komşuluk kaldı, ne akrabalık kaldı, ne eş dost ve büyük saygısı kaldı. Değişim demek ki, maneviyat, saygı ve kültürde olmuştur. Hangi büyük bir komşu çocuğunun hatasına müdahale edebiliyor?

Geçenlerde bu kış gününde bir genç kızın giyimini görünce şaşırdım. Avrupa'da bile böyle bir giyim kuşama az rastlarsınız. Ama gelin görün dün kadınların edep ve hayadan erkeklerden uzak dururken bugün İslam ülkesinde bu manzarayı yaşıyoruz. Demek ki, bizim kadar değişim yaşayan bir ülke çok nadirdir.

Geçtiğimiz günlerde sevgili dostum ulusal köşe yazarı Burhan Bozgeyik kardeşimin bir yazısını okumuştum. Benim konumu yakından ilgilendirdiği için yazının sonlarından bir kısmını sizlerle paylaşayım.

“Kendimize has bir yazımız vardı, gitti! Kendimize has bir dilimiz vardı (Yeni Türkiye Türkçesi denilen Osmanlıca), gitti! Kendimize has bir kılık kıyafetimiz vardı, gitti! Kendimize has bir eğitim sistemimiz vardı, gitti! Kendimize has bir aile müessesemiz vardı, gitti! Kendimize has bir mahalle yapımız vardı, gitti! Kendimize has, avlulu, hayatlı, şadırvanlı, teraslı, haremlik-selamlıklı şipşirin evlerimiz vardı, gitti. Kendimize has buğdayımız, mercimeğimiz, nohudumuz, mis gibi kokulu ve lezzetli meyvelerimiz vardı, gitti. Çayırlarımız, meralarımız, koyun, kuzu, keçi, inek ve sair besi hayvanları ile dolu idi, gitti! Ağzımızın tadı vardı, gitti! Büyüğe hürmet, küçüğe sevgi vardı, gitti! Daha sayalım mı?..

Kim ne derse desin, bana göre dünyanın en tuhaf ülkesi bizim ülkemizdir. Belki insanlık tarihi boyunca en yoğun şekilde değişim geçirmiş ülke bizim ülkemizdir. Dünün Demirperde Ülkeleri bile bizimki kadar değişim ve başkalaşım geçirmemiştir.

Lütfen şöyle tarih bineğine binerek gezininiz. 1071’den bugüne geliniz. Nereden nereye gelindi. Şu sorunun cevabını veriniz: Bir Sultan Alparslan, bir Fatih Sultan Mehmet bugün gelse, aramızda dolaşsa, bıraktıkları ülkeyi tanıyabilirler mi? Ya bizlerin yaşayışı, kılık kıyafeti, hâl ve gidişatı için neler derlerdi? Ya koca Fatih Ayasofya’ya reva görülen muâmele için ne derdi?..”

Türkiye’yi farklı yönde değiştiğini söyleyenler buyursunlar bakalım ne diyecekler.