Koltuk insanı adam etmez

ERDOĞAN KAYA
ABONE OL

     işin en zor kısmı adam olmak değil, adam kalmaktır. Çoğu zaman demiyormuyuz, “ hadi len sende adammısın” diye. Kime diyoruz bunları, sözünün eri olmayan, söylediği sözü yalayan, insanları satan, vefa denen birşeyi bilmeyen, saygı ve sevgiden yoksun kişiler için söyleriz. Ama adam gibi adamlar için bunu söyleyemeyiz. Bakmayın siz çoğu kişilerin boyuna, posuna, kalağına ve kulağına. Bazenen üç kuruşa satın almazsınız. Görünüşüne bakar adam sanarsınız, tanıyınca adam değilmiş der kaçarsınız.

      Makam, koltuk, para ve pul insanı adam yapmıyor. Önce adam olmayı öğreneceksin, sonra makam sahibi. Koltuğa oturu oturmaz ben neymişim demeyeceksin. Valla adam olunmazsa toplumda seni bir gün adam yerine koymaz. Evde oturur pinekler durursun.

     Adam; insan, beşer, yetişmiş kimse. Adam olmak; yetişmek, iyi hale gelmek. Adam kalmak, kişilik ve karakterin bozulmaması. Adam gibi adam olmak. Mert ve cesur delikanlı, sözü-nün eri olmak anlamlarına gelmektedir.

      Bir şekilde adam olunabilinir. Ama adam gibi adam olabilmek süreklilik ister. Dünya’nın çeşitli zorlukları, insanların bukalemun gibi renkten renge girdiği bir dünyada adam gibi adam kalabilmek hüner ister.

     “Adam olmak” çocukluktan kurtulma gibi basit bir biyolojik olay değildir. Bu kelimenin altında her bakımdan mükemmel ve iyi olma manası yatar.

     Her şey böylesine “adamlar” üzerinde dönmekte, milletler bunlarla ayakta durmak-tadırlar. İnsanlık bu ihtiyacı hissedip gereğince hareket edebildiği ölçüde yükselebilecektir. Onun için çocuklarımıza “Ne olmak istiyor-sun?” diye sorulunca, ‘Adam’ ola-cağım, şuuru ve bilgisi verilmelidir.

      Birisi bize ‘Ne olmak istiyorsunuz?’ diye bir soru yöneltip, aşağı-yukarı çoğumuzun cevabı, ‘Şu veya bu makam sahibi olmak’ olur.

Bu cevaplarımızda unutulan bir nokta var. İyi insan olabilmek, tek kelimeyle “adam” olabilmek. Acaba “adam” yani insan olabilmek için neler yapılmalıdır? Ben hepinizin bildiği bir kıssa ile konuyu bağlayayım. Burada kişi yok herkes hissesine düşeni alabilir.

      Çok eskiden bir adamın, haylaz ve yaramaz bir oğlu varmış. Adam, çocuğunun her yaramazlığı sonunda; ''Oğlum sen adam olamazsın!'' dermiş.

      Babasının bu sözü oğlunun çok zoruna gidermiş ve üzülürmüş. Aralarında çıkan bir tartışmadan sonra, bizim haylaz oğlan babasına saygısızlık yapmış. Ve almış başını İstanbul'a gitmiş. Çalışıp, çabalamış. Çeşitli okulları bitirip, bir sürü imtihana girmiş. Sonunda kendi şehrine vali olmuş.

      Daha koltuğuna oturur oturmaz; ''Gidin, filan köyde şu isimde biri var, çabuk onu huzuruma getirin.'' diye emir vermiş.

      Valinin adamları gidip, söylenen köydeki ihtiyar Ahmet efendiyi bulmuşlar. ''Seni Vali huzuruna çağırıyor.'' diyerek, adamı apar topar valinin karşısına çıkarmışlar. Koltuğuna iyice yaslanıp sigarasını tüttüren vali, yani bizim haylaz oğlan sormuş;

      ''Ben kimim? Beni tanıdın mı?''

       Yaşlı adam büyük bir korku içinde imiş. Oğlunu tanıyamamış.

      ''Siz vali efendimizsiniz.'' demiş.

      Vali, intikamını almış olmanın gururu içinde,

      ''Ben senin oğlunum!'' demiş. ''Hani sen bana iki sözünün birinde, adam olamazsın, derdin. Bak işte adam oldum, hatta vali bile oldum.''

      Adamcağız meseleyi hemen anlamış;

      ''Beni ayağına bunu söylemek için mi çağırdın? Ben sana vali olamazsın değil, adam olamazsın demiştim. Yaşlı insanları ayağına çağırmakla ve onların yanında saygısızca sigara içmekle, insanları küçük görmekle adam olamayacağını gösterdin.''