Yüzüne gülüp arkandan konuşuyorsa

ERDOĞAN KAYA
ABONE OL

Zaman zaman deriz, “ şu adam amma da iki yüzlü” diye. Peki o adam iki yüzlüde, biz ne kadar tek yüzlüyüz? Doğru ve dürüst olmak her zaman insana kazandırır. Hem bu dünyada hem öbür dünyada. İnsanlarla dostluk ve samimiyet içinde olan bir insan adam kalkıp gidince arkasından konuşuyorsan asıl iki yüzlü münafık sensin.

Bir gün benim yaşadığım olayı anlatayım, bir siyasetçimiz ile beraber oturuyoruz. Az önce hatırı sayılır birisi ile beraberdi. Ben kendisine bir şey sormadan çok samimi ve güler yüzle uğurladığı arkadaşın arkasından, “ amma da ş.....iz adam” demesin mi?

Allah şahidim kendisinin yüzüne bu bir iki yüzlülüktür, ben kalkınca aynı şeyleri bana da söylemediğine nasıl emin olayım? Bu çok çirkin bir ifade demekten kendimi alamadım. Bu bizzat yaşadığım bir hadise. Aynı şeyleri bizlerde söylüyorsak bizde iki yüzlü insanız demektir.

Bu anlattığımın dışında toplum olarak genellikle bu tür sözleri söyleyenler vardır. Adamın yüzüne bir şey demiyorsun, adam kalkınca “ s.....tir et” diyorsak bu bir iki yüzlülüktür. Söyleyeceksen adamın yüzüne söyleyeceksin. Söylemiyorsan arkasından konuşmayacaksın.

Verilen sözleride karşındakini inandırarak konuşuyor sonrada verdiğin sözü yerine getirmiyorsan bu da bir iki yüzlülüktür. Hatta öyle insanlara yalan söyleyerek iki yüzlülük yapmak cehennemin zümarasına gitmek demektir. İnsanların duyguları ve güvenleri ile oynamak kadar ahlak dışı bir davranış yoktur.

Size bir zatı muhteremin anlattığı kıssayı nakledeyim:

“İşittim ki; ikiyüzlü zahidin biri, merdivenden düşmüş ve hemen oracıkta can vermiş. Oğlu birkaç gün ağlayıp sızlandıktan sonra gene eşiyle dostuyla düşüp kalkmaya başlamış. Bir gece rüyasında babasını görmüş, ona halini sormuş; “Babacığım; haşır-neşirden, sorgu-sualden nasıl kurtuldun?”Adam, hışımla cevap vermiş; “Oğlum, ne saçmalıyorsun sen. Ben merdivenden düşüp dosdoğru cehenneme yuvarlandım.” Meğer zahit ikiyüzlü biriymiş. Pişmanlık nasihatini vermiş, demiş ki;

Evlat; Eğer yüzünü ihlasla Allah’a çevirmiyorsan, sırtı kıbleye dönük namaz kılan adama benzersin. Riyadan dökülen yüz suyuna yer verme. Çünkü bu suyun dibi balçıktır. İçin, fena ve sefil olduktan sonra dışım, gösterişli olmuş, ne fayda!

Eğer Yüce Allah’a satabileceksen, riya ile hırka dikmeye devam et. Zira insanlar, elbisenin içindeki kimdir, ne bilsin?

Mektupta ne yazdığını ancak onu kaleme alan bilir. Doğruluk divanıyla adalet terazisinin bulunduğu yerde, içi hava dolu tulumun ağırlığı ne tutar!

İşte ancak o zaman vaktiyle takva satan sahtekârın foyası meydana çıkar. Eğer güzel kokun yoksa; “Bende güzel koku var.” deme. Varsa, kokusu her yere dağılacaktır.

“Bu altın, mağribi altınıdır.” diye boşuna yemin etme. Çünkü onun ne olduğunu mihenk taşı söyler. Güzel görünsün için elbisenin yüzünü, astarından daha hoş yaparlar. Çünkü astar, örter; yüzse, göze batar. Oysa ulular, görünüşe önem vermedikleri için astarı ipekten yapmışlardır. Eğer sen de sırf her yerde adım anılsın diyorsan; ağır güzel giysiler giy, varsın için sade ve sıradan olsun.

Bak ne güzel söylemiş Bayezid-i Bistami; “Ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. Çünkü münkirin inkârı açıktır. Ama ya mürit iki yüzlüyse. İşte ona yanarım.”

Evlat! Eğer baba öğüdü gibi aklında tutacaksan, Sadî’nin sözleri sana yeter. Bugün sözümüze kulak vermezsen; korkarım ki, yarın buna pişman olacaksın.”