ERDOĞAN KAYA

ERDOĞAN KAYA

'nın Kaleminden...

Takvayım demekle Cennete gidilmiyor

11 Eylül 2017 - 07:46

Varlıklı insanların bazıları zenginliklerinden ve malından dem vurmayı çok severler. Hatta buna ilave olarak dindarlığından ve maneviyatının büyüklüğünden bahsederler. Ama ne zekat ne de hayır müessesini hiç sevmezler. Eğer bu müesselerin kapısını kapatmasalar inanın toplumda fakir fukara kalamaz. İnşallah bir gün aşağıda nakledeceğim kıssadaki gibi bir rüya ile uyanmazlar. Bu kıssayı mutlaka okumalısınız.

       Sevgili kadim dostum ve meslektaşım Musa Has ağabeyden dinlediğim bir kıssa aktarayım herkes hissesine düşeni alsınlar.

      “Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi:

     “Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan, diyerek kovdu.

Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız, melül- mahzun oradan ayrılıp giderken, hacının karşısında, aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan yahudi, o fakirin ızdırabını anladı .

    “ Nedir hanım, hacı size niçin bağırdı?, diye sordu.

İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz, Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine :

      “O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyor ey yahudi! diye cevap verdi.

      Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp, ne isterse almasını, kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler, kuşandılar ve kadın Yahudiye :

      “ Allah sana iman nasip etsin. Sen bizi giydirdiğin gibi Allah da sana Cennette köşkler verip Cennet elbiseleri giydirsin, diye dua etti, yanındaki masum çocuk da, anasının duasına amin, dedi. Şen şakrak oradan ayrılıp gittiler.

       Dul ve yetimi dükkanından kovan hacı, o gece bir rüya gördü. Rüyasında kıyamet kopmuş ve kendisi cennete girmişti. Cennette gezerken gayet güzel, gözleri kamaştıran bir köşk gördü. Baktı ki, köşkün kapısında kendisinin ismi yazılı idi. Köşkün kapısından içeri girmek istedi. Fakat kapıda bekçi olarak bekleyen melekler hacıyı içeri almadılar.

      “ Giremezsin hacı, dur bakalım nereye gidiyorsun? dediler.

      Hacı durdu :

      “Niye giremiyorum, bu köşk benim değil mi? diye sordu.

      Melekler cevap verdiler :

     “ Düne kadar senindi ama, maalesef dün sizden başkasına devredildi. Daha henüz kapısının üzerindeki tabelâ da henüz sökülmemiş ama yakında sökerler, dediler.

      Hacı neye uğradığını anlayamadı. O telaş ve heyecan içinde uyandı ki, yatakta yatıyor.

Sabah olunca doğru yahudi Avram efendinin dükkanına gitti. Selam, hoş - beşten sonra:

     “ Avram efendi, dünkü dul kadına sen kaç liralık elbise verdiysen onların parasını sana ben vereceğim, dedi.

      Yahudi bir altın değerinde elbise verdiğini söyledi.

      Hacı :

     “ Madem o kadarmış al sana onun iki misli, dedi.

     Fakat Avram olmaz, dedi. Hacı değerini yükseltti, hacı yükselttikçe yahudi olmaz diyor, yahudi kabul etmedikçe hacı vermek istediği parayı artırıyordu. Hacı yüz altın, ikiyüz altın vermeğe başladı ama, artık Avram'ın da sabrı taşmıştı.

     “ Olmaz hacı olmaz, o köşk düne kadar senindi. Orası yüz altınla bin altınla satın alınmaz... O senin gördüğün rüyayı ben de gördüm ve işte müslüman oldum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar