Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)
(İstanbul’un Sırları: 679)
İSTANBUL – 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin en çalkantılı döneminde yaşamış bir düşünür: İsmail Fenni Ertuğrul. Onu yalnızca bir yazar değil; aynı zamanda bir felsefeci, musikişinas, ansiklopedik bir bilge olarak tanımlamak gerekir. Ne var ki adı, bugünün okurunda hak ettiği yankıyı pek bulmaz. Son yıllarda felsefe çevrelerinde başlayan yeniden okuma çabaları, bu büyük düşünürü yeniden gündeme taşıyor.
Doğu’nun maneviyatı, Batı’nın aklı
İsmail Fenni, sadece eskiyi savunan bir muhafazakâr veya yeniyi körü körüne benimseyen bir modernleşmeci değildi. Onun derinliği, Doğu’nun tasavvuf birikimi –özellikle Vahdet-i Vücud öğretisi– ile Batı’nın rasyonel felsefesini aynı zihinde buluşturabilmesinden gelir. Batı felsefesini orijinal dillerinden (Fransızca, Almanca) okuyup analiz eden Ertuğrul, İslam düşüncesini modern çağın kavramlarıyla yeniden ifade etmeye çalıştı. Onun için felsefe, bir kimlik bunalımı değil, bir medeniyet senteziydi.
1855’te Tırhala’da doğan Ertuğrul, Dârülfünun’da müderrislik yaptı, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar birçok önemli esere imza attı. 1946’da İstanbul’da vefat ettiğinde ardında yalnızca kitaplar değil, bir düşünce geleneği bıraktı.
Materyalizmin Bilimsel Maskesini Düşüren İsim
Dönemin aydınları arasında bir moda gibi yayılan ve dini değerleri sarsan materyalist akımlara karşı İsmail Fenni, duygusal değil yöntemsel bir savaş açtı. Başyapıtı sayılan Maddiyun Mezhebinin İzmihlali’nde (Materyalist Mezhebin Çöküşü), maddeciliğin bilimsel bir zorunluluk değil, felsefi bir yanılgı olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Ona göre hakiki bilim ile hakiki din asla çatışmaz. Bu tutumuyla hem softa taassubuna hem de pozitivist dogma’ya aynı mesafede durdu.
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. Cemil Oktay, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
“İsmail Fenni, materyalizmi kendi silahıyla –mantık ve bilim– vurmuş ender İslam düşünürlerindendir. Onu okumadan ‘İslam ve modernite’ tartışması yapmak eksik kalır.”
Felsefeyi Türkçeleştiren Sözlükçü: Lügatçe-i Felsefe
İsmail Fenni’nin en büyük teknik katkılarından biri de Türk düşünce dilini inşa etmesi oldu. Batı’nın soyut kavramlarını Türkçeye kazandırmak için hazırladığı "Lügatçe-i Felsefe", felsefenin bu topraklarda kendi dilimizle tartışılabilmesine olanak sağladı. O, sadece bir yazar değil, kavramların mimarı olarak Türk tefekkür tarihine adını yazdırdı.
Neden şimdi?
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden düşünce mirasımızın en özgün kalemlerinden biri olan İsmail Fenni Ertuğrul, sadece bir felsefeci değil, aynı zamanda Türk tefekkür dünyasını materyalizmin kıskacından kurtaran bir terminolog ve musikişinas olarak yeniden keşfediliyor.
İsmail Fenni Ertuğrul, yıllardır üniversite kitaplıklarının tozlu raflarında bekliyor. Ancak dijital arşivlerin yaygınlaşması ve genç araştırmacıların ilgisi sayesinde eserleri yeniden gün yüzüne çıkıyor. Özellikle Vahdet-i Vücud ve İbnü’l-Arabî ile Hakikat Nurları adlı çalışmaları, hem akademik hem de popüler okurda yankı buluyor.
Onu anlamak, sadece bir düşünürü anmak değil; Doğu ile Batı arasında köprü kurmanın hâlâ mümkün olduğunu görmektir. Belki de İsmail Fenni’nin en büyük mirası, akıl ile kalbi, bilim ile hikmeti bir arada tutabilen bir zihniyetin adı olmasıdır.
Gönül Telinden Akıl Dehlizlerine: Tasavvuf ve Musiki
Ertuğrul’un derinliği, sadece kuramsal bilgilerle sınırlı kalmadı. Bir musikişinas (tanburi) olarak estetiği, Vahdet-i Vücud felsefesiyle ise ruhun derinliklerini keşfetti. Muhyiddin İbn Arabi’nin öğretilerini modern çağın diliyle savunan düşünür, Spinoza gibi Batılı filozofların panteist yaklaşımları ile İslam tasavvufunun farklarını akademik bir titizlikle ortaya koydu.
Bir Ömrün Mirası: 9 Bin Ciltlik Kütüphane
Hayatını kitaplar arasında geçiren Ertuğrul, entelektüel cömertliğini vefatından önce sergiledi. Yaklaşık 9 bin ciltlik dev kütüphanesini İstanbul Üniversitesi'ne bağışlayarak, kendinden sonraki nesillerin de hakikat yolculuğuna ışık tutmaya devam etti.
Kaynakça ve İleri Okuma:
- DergiPark: "İsmail Fenni Ertuğrul'un Materyalizm Eleştirisi ve Din-Bilim Uzlaşısı" (Çeşitli makaleler aracılığıyla onun metodolojisi incelenebilir).
Google Akademik: "Lügatçe-i Felsefe'nin Türk Felsefe Dilinin Oluşumundaki Yeri", "Vahdet-i Vücud ve Modern Eleştiri: İsmail Fenni Örneği".
KENDİSİ İLE İLGİLİ AZ BİLİNENLER KENDİSİ İLE İLGİLİ AZ BİLİNENLER
- “Son Osmanlı Ansiklopedisti” Lakabı
İsmail Fenni Ertuğrul, felsefeden matematiğe, musikiye, tasavvufa ve Batı düşüncesine uzanan çok disiplinli üretimiyle “son Osmanlı ansiklopedistlerinden biri” olarak anılır. - Materyalizm Tartışmaları = Dönemin “Kültür Savaşı”
- yüzyıl Osmanlı’sında materyalizm bir zihniyet kriziydi. Maddiyun Mezhebinin İzmihlali bu savaşın en kapsamlı reddiyesi kabul edilir.
- Felsefe Terimlerinin İlk Türkçeleştirme Hamlesi
Lügatçe-i Felsefe sadece sözlük değil, “Türk felsefe terminolojisinin erken laboratuvarı”dır. Cevher, araz, illet gibi kavramlara Batılı karşılıklar üretildi. - Spinoza ile İbn Arabi’yi Aynı Metinde Tartıştı
Panteizm ile Vahdet-i Vücud’u karşılaştırarak Doğu-Batı metafiziğinin erken analizini yaptı. Ona göre benzer görünseler de ontolojik olarak farklıdır. - 9 Bin Ciltlik Kütüphanesi Bir “Zihin Haritası”ydı
Fransızca, Almanca felsefe; tasavvuf klasikleri; matematik ve doğa bilimleri… Bu kütüphane, onun entelektüel dünyasının adeta bir haritasıdır. - “Unutulmuşluk” Bir Tesadüf Değil
Osmanlıca eserlerin sadeleştirilmemesi, Cumhuriyet’in erken döneminde farklı akımların öne çıkması ve “zor” bir düşünür olması onu geri planda bıraktı. - Bugün Yeniden Okunma Sebebi
Son 10-15 yılda “bilim mi din mi?” tartışmaları, Doğu-Batı sentezi arayışları ve dijital arşivlerin yaygınlaşmasıyla İsmail Fenni’ye ilgi patladı. - Pozitivizmi Yıkan Adam Aslında Mühendis miydi?
Hayır, ama matematik (riyaziyat) eğitimi aldı. Materyalizmi çürütürken kullandığı keskin mantık, bir matematikçi titizliğinden gelir. - Soyadı Neden “Ertuğrul”?
Soyadı Kanunu’nda Osmanlı’nın kuruluş destanına atfen bu soyadını kendisi seçti. Kimlik değişiminin çalkantılı anında köklerine sahip çıktı. - Hiç Evlenmedi Ama Binlerce Evladı Var
Beşerî miras bırakmadı ama 9 bin ciltlik kütüphanesini İstanbul Üniversitesi’ne bağışlayarak on binlerce öğrencinin hocası oldu. Kendi deyişiyle: “Kitap, ölümsüz evlattır.” - Tanburi Kimliği Felsefesini Nasıl Etkiledi?
Evreni bir tanbur gibi titreşim olarak görürdü. Vahdet-i Vücud’u anlatırken musiki metaforları kullanırdı: “Yanlış akort edilen tanbur gibi, yanlış inançla akort edilen ruh da hakikati duyamaz.” - En Büyük Rakibi Baha Tevfik’ti
Dönemin ünlü materyalistine “Maddeyi yanlış bilen, Allah’ı da yanlış bilir” diyerek karşılık verdi. 1920’lerin entelektüel “twitter kavgası”nı andıran bir fikir arenasıydı. - Avrupa’ya Diz Çöktüren İngilizce Reddiye
İngiliz din eleştirmeni Richard Carlile’a cevaben yazdığı makaleler Avrupa basınında yankı buldu. Batı’nın argümanlarını Batı’nın kendi kaynaklarıyla çürüttü. - Musiki Notasyonu ve Tanburi Cemil Bey Dostluğu
Sadece musikişinas değil, Türk musikisinin kuramsal altyapısına hâkim bir otoriteydi. Tanburi Cemil Bey gibi isimlerle musikiye “ruhun felsefesi” olarak bakardı. - İbadethane Gibi Kütüphanesi
Bağışladığı kitapların kenarlarına düştüğü notlar (derkenar) başlı başına bir felsefe külliyatıdır. Kitapla adeta kavga ederek veya uzlaşarak “konuşurdu.” - Neden “Fenni” İsmini Aldı?
Döneminde “fen” sadece fizik/kimya değil, “yöntem, sanat, teknik” anlamındaydı. O, her işini bir metodoloji üzerine kurduğu için bu ismi hayatına ve imzasına nakşetti. - Vahdet-i Vücud’un Modern Savunucusu
Tasavvufun “gericilik” olarak damgalandığı bir dönemde, Vahdet-i Vücud’u Spinoza’nın panteizmiyle karşılaştırarak Doğu’nun derinliğini modern felsefe kürsülerine taşıdı.
Yorumlar
Kalan Karakter: