Eskiden gazetecilik denilince akla; dirsek çürüten, dosya kovalayan, kelimelerini kılıç gibi kuşanan ama o kılıcı sadece toplumun yararına kullanan insanlar gelirdi.
Gazeteci, gerçeğin peşinde koşan, sormaya korkulan soruları soran kişidir.
Bugün ise karşımızda bambaşka bir manzara var: Işıklı stüdyolarda, sosyal medya mecralarında veya gazete köşelerinde "şov" yapan, hakikati değil "tıklanmayı" kovalayan bir kitle var.
Açık konuşalım: Soytarıdan gazeteci olmaz.
Neden mi? Çünkü soytarının görevi eğlendirmektir; gazetecinin görevi ise sarsmak, uyandırmak ve gerekirse rahatsız etmektir.
Soytarı, alkış almak için kılıktan kılığa girer, nabza göre şerbet verir. Gazeteci ise rüzgarın nereden estiğine bakmadan, fırtınanın ortasında bile "gerçek budur" diyebilendir.
Maskelerin Arkasındaki "Tık" Avcılığı
Günümüzde gazetecilik cübbesini giyip, aslında birer içerik üreticisine, birer dijital amigoya dönüşenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.
Bilgi kirliliğini temizlemek yerine, o kirlilikten reyting devşirenler; ciddi bir toplumsal meseleyi sulandırıp bir kahkaha malzemesine dönüştürenler, mesleğin onurunu pazar yerinde satanlardır.
Ciddiyetin ve Haysiyetin Yitimi.!
Haber kutsaldır, yorum ise hür. Ancak bu hürriyet, mesleği bir maskaralığa çevirme hakkını kimseye vermez. Bir gazetecinin en büyük sermayesi güvendir. Eğer siz, izleyicinin veya okuyucunun karşısına bir gazeteci olarak değil de bir performans sanatçısı gibi çıkıyorsanız, orada artık "bilgi" değil, "illüzyon" vardır.
Toplumun en temel haklarından biri olan "doğru haber alma hakkı", birilerinin egosuna veya cüzdanına meze edilemez.!
Gazetecilik, her sabah yeni bir maske takıp sahneye çıkma mesleği değildir. Aksine, tüm maskeleri düşürüp çıplak gerçeği gösterme mücadelesidir.
10 Ocak ve Gerçek Gazeteciler...
Tam da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nün eşiğindeyken bu ayrımı yapmak zorundayız. Mesleğini kalemine sadık kalarak, her türlü baskıya ve ekonomik zorluğa rağmen onuruyla yapanlar "gazeteci"dir.
Mesleği bir basamak olarak kullananlar, alkış için takla atanlar ve hakikati eğlenceye kurban edenler ise sadece bu mesleğin gölgesindeki figüranlardır.
Unutulmasın ki; tarih, şaklabanlık yaparak günü kurtaranları değil, bedeli ne olursa olsun hakikati yazanları kaydedecektir. Çünkü hakikat ciddiyet ister, haysiyet ister.
Soytarı alkışlanır ve unutulur; gazeteci ise iz bırakır.
Fikret Çalışkan
İletişim ve Uluslararası ilişkiler Uzmanı
Yorumlar
Kalan Karakter: