Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
Hiç düşündünüz mü, Osmanlı ordusu yalnızca sefere mi çıktı, yalnızca kılıçla mı uğraştı? Elbette hayır. Osmanlı’yı yalnızca fetihlerle değil, nehirleri yönetmesi, ağaç kesimine fidan zorunluluğu getirmesi, hayvan haklarını koruması ve iklim değişimleriyle mücadelesiyle de anlamak gerekir. İşte 600 yıllık eko-sistemin bilinmeyenleri.
OSMANLI TABİATA SAYGILIYDI
Onur İnal ve Yavuz Köse’nin editörlüğünü yaptığı “Osmanlı Çevre Tarihini Yeniden Ele Alma” başlıklı çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’na yalnızca bir devlet değil, dev bir eko-sistem olarak bakmamız gerektiğini söylüyor. Osmanlı 600 yılı aşkın süre ayakta kaldıysa, bunun nedeni yalnızca ordusunun gücü ya da bürokrasisi değildir. Aynı zamanda doğayı anlama, ona uyum sağlama ve onu yönetme becerisi bu başarının en kritik parçalarından biridir.
Fetih her alanda yapılıyordu
Osmanlılar fethettikleri bölgeleri yalnızca idari olarak değil; nehirleri aşarak, bitki örtüsünü tanıyarak, yeni iklim koşullarına uyum sağlayarak ve mikroplarla mücadele ederek de dönüştürüyordu. Örneğin Süleymaniye Camii inşasında yük taşıyan eşeklerin bir gün dinlenme hakkı vardı ve bu, vakıf kayıtlarında denetleniyordu (Yıldız, 2015). Ya da Balkanlar’daki ormanlardan kesilen keresteler Tersane-i Amire’de gemi yapımında kullanılıyordu. Ama bilinmeyen bir ayrıntı: Kesilen her ağaç için 10 fidan dikilmesi zorunluydu. Bu, günümüzün “sürdürülebilirlik” anlayışının tam bir yansımasıdır.
Tarihçi Sam White’ın (2020) belirttiğine göre, Kanuni Sultan Süleyman döneminin “Muhteşem” olarak anılmasının ardında yalnızca askeri başarılar değil, aynı zamanda görece istikrarlı iklim koşullarının iyi yönetilmesi de yatar. Osmanlı, kuraklık dönemlerinde tahıl stoklamış, köylüden vergi indirimi yapmış ve su yollarını onarmıştır.
Hayvanlar Olmadan Osmanlı Yürümezdi
Develer, mandalar, atlar, eşekler ve katırlar imparatorluğun lojistik ağının temel taşıydı. 19. yüzyılda Batı Anadolu’da üretilen kuru üzüm ve incir, deve kervanlarıyla İzmir limanına taşınıyordu.
Selçuk Dursun’un (2018) araştırmasına göre, Kocaeli ormanlarından kesilen keresteler mandalar tarafından çekilen kızaklarla tersanelere ulaştırılıyordu. Mandalar olmasaydı donanma zayıflardı. Develer ise az su ve yemle uzun mesafeler kat ederek Osmanlı’nın en stratejik lojistik hayvanı haline gelmişti.
Süveyş Kanalı ve Sıtma Felaketi
1869’da Süveyş Kanalı açıldığında dünya ticareti için dev bir dönüşüm yaşandı. Ancak kanal çevresinde oluşan bataklıklar, sıtma sivrisinekleri için üreme alanı yarattı.
Mohamed Gamal-Eldin’in (2020) araştırmasına göre İsmailiye ve Port Said’de ciddi sıtma salgınları patlak verdi. Binlerce işçi hayatını kaybetti. Yani insanın doğaya müdahalesi her zaman kontrol edilebilir sonuçlar doğurmuyordu. Osmanlı yönetimi bu salgınlara karşı kinin dağıtımı ve bataklık kurutma çalışmaları başlattı. Aynı şekilde 1571’de fethedilen Kıbrıs’ta kuraklıkla mücadele için 120’den fazla büyük sarnıç ve su altyapısı projeleri geliştirildi (Jennings, 2001).
Nehirler Enerji Kaynağıydı
Osmanlı’da nehirler yalnızca ulaşım için değil, aynı zamanda değirmenleri çalıştıran enerji kaynağı olarak kullanılıyordu. Mehmet Çelik’in (2017) araştırmasına göre, 16. yüzyılda sadece Balkanlar’da binlerce su değirmeni vardı. Su gücü, tahıl öğütme ve yerel ekonominin temelini oluşturuyordu. Nehirler üzerinde “değirmen hakkı” devlet kontrolündeydi ve kira bedeli alınıyordu.
ÇEVRE İÇİN NELER YAPILDI?
Ormanlar devlet güvencesi altındaydı
Ormanlar stratejik servet sayılıyor, tersaneler için kereste ihtiyacı nedeniyle devlet tarafından korunuyordu. 1869 tarihli Orman Nizamnamesi ile yönetim sistematik hale geldi. Kaçak kesime karşı düzenlemeler getirildi.
Hayvan haklarına duyarlı uygulamalar vardı
Yük hayvanlarının çalışma şartları düzenlendi, kötü muamele cezalandırıldı. Kuşlar için cami, medrese gibi yapılara özel evler inşa edildi. Sokak hayvanları şehir ekosisteminin doğal bir parçası kabul edildi.
Vakıflar çevre ve hayvan korumasında aktifti
Vakıflar; kuşların beslenmesi, yaralı hayvanların bakımı, su kaynaklarının korunması, çeşme ve su yollarının temizliği gibi hizmetleri yürütüyordu.
Tarım arazileri ve yeşil kuşak korunuyordu
Şehir planlamasında tarım alanlarına konut yapılması yasaktı. Bursa, Edirne, İstanbul gibi şehirlerde bağ, bahçe, bostanlardan oluşan “yeşil kuşak” oluşturulmuş, tarım arazileri kanunnamelerle imara kapatılmıştı.
Atık yönetimi ve temizlik sistemi vardı
Çarşılardaki organik atıklar gübre olarak bostanlara taşınıyordu. “Aba Giyen Küfeciler” katı atıkları toplayarak ilkel geri dönüşüm sağlıyordu. Çöp dökmek yasaktı; vakıflar ve loncalar sokak temizliğini organize ediyordu.
Gürültü ve hava kirliliğine karşı bölgeleme (zonlama) uygulanıyordu
Tabakhane, demirhane gibi kirleten ve gürültü yapan işler şehir dışına zorunlu olarak taşınıyordu. İstanbul’da yoğun duman çıkaran üretim alanları merkezden uzaklaştırıldı, bazı bölgelerde yakıt sınırlaması getirildi.
Su kaynakları havza bazlı korunuyordu
Belgrad Ormanları gibi su havzaları “yasak bölge” ilan edilmişti. Ağaç kesmek, hayvan otlatmak, tarım yapmak, yerleşmek yasaktı. Su israfı yasaktı; çeşmelerde suyun boşa akıtılması cezalandırılıyordu.
Ağaçlandırma ve erozyonla mücadele vardı
Kesilen ağaç yerine fidan dikme zorunluluğu yanında, “ağaç dikme ve yeşili koruma vakıfları” kurulmuştu. Yol kenarlarına gölge için çınar, servi dikiliyordu. Eğimli arazilerde taş duvarlarla teraslama yapılarak erozyon önleniyordu.
Görsel kirlilikle mücadele ediliyordu
Evlerin renk uyumu, manzara kapatmaması, sokak genişlikleri nizamnamelerle belirlenmişti.
Doğal hayatı koruma alanları (milli park benzeri) vardı
“Mîrî Korular” ve “Has Bahçeler”de avlanmak, izinsiz girmek, bitkilere zarar vermek yasaktı. Biyoçeşitlilik buralarda korunuyordu.
Sulak alan kurutma kontrollü yapılıyordu
Sıtma riskine karşı bataklık kurutuluyor, ancak tarımın susuz kalmamasına dikkat ediliyordu.
Mera-yaylak sistemi toprağı dinlendiriyordu
Hayvan otlatma alanları mevsimsel değiştirilerek toprağın kendini yenilemesi sağlanıyordu.
Deniz canlıları için yerel kurallar vardı
Bazı liman kentlerinde balıkların üreme döneminde av yasağı ve küçük ağ yasağı uygulanıyordu.
Yangın sonrası yeniden ağaçlandırma yapılıyordu
Büyük İstanbul yangınlarından sonra sadece binalar değil, yeşil alanlar da yenileniyordu.
Kervan yollarında su ve gölge politikası uygulanıyordu
Uzun ticaret yollarında insanlar ve hayvanlar için kuyular, suluklar, gölgelik ağaçlar oluşturuluyordu.
Arıcılık teşvik ediliyordu
Bal üretimi için ormanlık alanlar korunuyor, arıcılık vergi avantajlarıyla destekleniyordu.
Yorumlar
Kalan Karakter: