Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)
Soğuk Savaş’ın en sıcak günlerinde, Türkiye’nin kalbinde, halkın "salça fabrikası" sandığı devasa bir sır saklanıyordu. Dünyayı nükleer felaketin eşiğine getiren Küba Füze Krizi’nin aslında Türkiye ile doğrudan bağlantılı olduğunu, İzmir Çiğli’de konuşlanan ve kod adı "İbrahim" olan 15 nükleer başlıklı Jüpiter füzesinin hikayesiyle hatırlıyoruz. İşte İbrahim Füzesinin hikayesi:
100 ATOM BOMBASI GÜCÜNDEYDİ
Soğuk Savaş yıllarında Türkiye, yalnızca bir NATO müttefiki değil; aynı zamanda küresel nükleer dengelerin tam ortasında yer alan stratejik bir sahaydı. 1961–1963 arasında İzmir’deki Çiğli Hava Üssü çevresinde kurulan askeri yapı, bugün hâlâ tartışılan bir gerçeği işaret ediyor: Türkiye’de konuşlandırılan ABD Jüpiter füzeleri.
Yakın çevredeki beş ayrı sahaya yerleştirilen 15 nükleer başlıklı füze, dönemin en kritik silah sistemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Her biri, Hiroşima’ya atılan bombanın yaklaşık 100 katı güce sahipti.
Resmî kayıtlara “eğitim füzesi” olarak geçen bu silahların gerçek hikayesi ise, Soğuk Savaş’ın en kritik anında Türkiye’nin nasıl bir pazarlık kozu olarak kullanıldığını gözler önüne seriyor. Üstelik halka anlatılan hikaye ise tam bir “aldatmaca”ydı:
Salça fabrikası ve minareler...
1961 ile 1963 yılları arasında, İzmir Çiğli Hava Üssü’nde eğitim amaçlı olduğu söylenen bir “füze platformu” kuruldu. Ancak bu platformun gerçek amacı, çevredeki beş ayrı sahaya yerleştirilen ve her biri Hiroşima’nın neredeyse 100 katı güce sahip 15 nükleer başlıklı Jüpiter füzesini konuşlandırmaktı. İngilizce’de “Intermediate-Range Ballistic Missile” (Orta Menzilli Balistik Füze) teriminin kısaltmasından esinlenerek “İbrahim” kod adı verilen bu füzeler, Türkiye’yi Soğuk Savaş’ın en tehlikeli satranç tahtasının ortasına oturtuyordu.
FÜZENİN ADI NEDEN İBRAHİM’Dİ?
Peki bu füzeler neden “İbrahim”di? Neden halka “salça fabrikası” ve “minare” hikayeleri anlatıldı? Ve işin en çarpıcı kısmı: Bu füzelerden birine nasıl olup da kurşun sıkıldı? İşte Nükleer Altatırka belgesel projesi kapsamında Can Candan ve ekibinin 2016’dan beri süren arşiv araştırmasının çarpıcı sonuçları...
“SALÇA FABRİKASI” VE “MİNARE” YALANI
Amerikalılar ve dönemin yetkilileri, Çiğli’de devasa beton rampalar inşa etmeye başladığında halkın şüphesini çekmemek için akıl almaz bir hikaye uydurdu: “Salça fabrikası kuracağız, domates kurutacağız.” Ancak rampalar tamamlanıp 18 metreyi bulan füzeler yerleştirildiğinde, bu sefer de “Bunlar minare” yalanına sarıldılar. Ne var ki, bu minarelerden ezan okunmayınca ve etrafları yüksek tel örgülerle çevrilince gerçek ortaya çıktı. Bu detay, Soğuk Savaş’ın Türkiye’deki mahalli ironisini gözler önüne seren küçük ama çarpıcı bir öykü aslında.
BİR FÜZENİN İÇİNE SIKILAN KURŞUN
Kaynaklara göre Çiğli’deki füzeler açık alanda, savaş anında hızlı fırlatılsın diye nükleer başlıkları takılı vaziyette bekliyordu. İşte bu sırada akıl almaz bir olay yaşandı. Bölge halkından ya da görevli bir asker olduğu tam olarak bilinmeyen bir kişi, füzelerden birine ateş etti. Kurşun, füzenin motor kısmına isabet etti. Sonuç? Güç bataryası patladı, kontrol paneli devre dışı kaldı. ABD’li yetkililer bu durumu teftiş sırasında fark edince büyük bir panik yaşadı. Hemen tel örgüler genişletildi ve nöbetçi sayısı artırıldı. Peki bu sadece bir kaza mıydı, yoksa birileri bir şeyleri mi haber vermeye çalışıyordu?
TÜRK ASKERİ EĞİTİLDİ AMA TETİK WASHINGTON’DAYDI
Füzelerin eğitim süreci kapsamında yaklaşık 2.000 Türk asker ve sivil personel ABD’ye, Cape Canaveral’a götürüldü ve eğitildi. Hatta 1962’de tamamen Türklerin komutasında bir Jüpiter füzesi başarıyla fırlatıldı. Bu başarının ardından füzeler resmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emrine verildi. Ancak işin can alıcı bir detayı vardı: Füzenin fırlatma anahtarı hâlâ Amerikalı subayda kalıyordu. Yani yer personeli Türk’tü ama nükleer savaş başlığının tetiği tamamen Washington’ın kontrolündeydi. Bu durum, Türkiye’nin o yıllarda kendi kaderini ne kadar belirleyebildiğinin de acı bir göstergesi.
KÜBA KRİZİ’NDE TÜRKİYE “SATILDI” MI?
Ekim 1962’de ABD’nin Küba’daki Sovyet füzelerini keşfetmesiyle patlak veren Küba Füze Krizi, dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirdi. İşte tam bu noktada ABD Başkanı Kennedy ve ekibi, krizi çözmek için Türkiye’deki füzeleri bir pazarlık kozu olarak kullanmaya karar verdi. Gizli pazarlık şuydu: “Siz Küba’dan çekilin, biz de Türkiye ve İtalya’dan çekelim.” ABD belgeleri, bu karar alınırken en çok Türkiye’nin tepkisinden korkulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Dönemin yazışmalarında, “Türkler bunu ihanet olarak görüp hükümet düşebilir, hatta NATO’dan kopabilirler” endişesi satır aralarında gizli. Bu yüzden füzeler “gizli anlaşma” ile söküldü, kamuoyuna ise “zaten modelleri eskidi, tehlikeli değiller” yalanı söylendi.
GÜNCEL UYDU GÖRÜNTÜLERİ NÜKLEER TEHLİKENİN İZİNİ SÜRÜYOR
Peki ya bugün? Can Candan ve ekibinin Nükleer Altatırka belgesel projesi için 2016’dan beri yürüttüğü çalışmalar, 63 yıl önce kapatılan Jüpiter füze üslerinin arazide bıraktığı izleri güncel uydu görüntüleriyle gözler önüne seriyor. Cem Dinlenmiş’in kaleminden çıkan çizelge ise nükleer silahların dünyadaki tarihine ışık tutarken, bu görüntüler bize nükleer tehlikenin aslında hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadığını acı bir şekilde hatırlatıyor. Türkiye’nin üzerinde bir dönem 15 atom bombası beklerken, bugün bu sır perdesi aralanıyor. Peki ya hâlâ bilmediğimiz başka nükleer sırlarımız var mı?
Kaynakça:
- Yılmaz Özdil (Hürriyet/Sözcü) – Salça fabrikası ve kurşun hikayelerinin detaylı anlatımı.
- Milliyet Gazetesi (2010) – “Efsane gerçek çıktı: İşte İbrahim” başlıklı teknik ve tarihsel haber.
- ABD Dışişleri Bakanlığı Arşivi (FRUS – Foreign Relations of the United States) – Document 382, 30 Ekim 1962 ve gizli yazışmalar.
- Philip Nash – “Other Missiles of October” – Küba Krizi’nin gölgesinde Türkiye ve İtalya füzeleri.
- Can Candan / Nükleer Altatırka Belgesel Ekibi – 2016-2024 arası arşiv araştırması ve uydu görüntüleri.
Yorumlar
Kalan Karakter: