Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın valiler buluşmasında yaptığı konuşma, sıradan bir bürokratik değerlendirme toplantısının ötesindeydi. Bu konuşma, devlet-vatandaş ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair güçlü bir vicdan muhasebesi ve aynı zamanda idarecilere yüklenen tarihi bir sorumluluğun ifadesiydi. Erdoğan'ın özellikle "Devlet kapısı hacet kapısıdır" vurgusu, aslında bu milletin asırlardır taşıdığı bir anlayışın yeniden hatırlatılmasıdır.
Bizim insanımız mahcuptur, mağrurdur. Derdini uluorta anlatmaz. İhtiyacını dillendirmekte zorlanır. Hele hele maruzatını, meramını, sıkıntısını herkesle paylaşmaz. Bu sosyolojik gerçekliği görmeden yapılacak her kamu politikası eksik kalmaya mahkûmdur. Cumhurbaşkanı'nın valilere verdiği mesaj tam da bu noktada anlam kazanmaktadır: "Onlar size gelmeden siz onlara gideceksiniz."
Bu cümle, klasik devlet anlayışının ötesine geçen bir yönetim felsefesidir. Devletin makam odalarında bekleyen değil, sokağa inen; protokol masalarında oturan değil, kapı kapı dolaşan bir şefkat eli olması gerektiğinin altını çizmektedir. Erdoğan'ın valilere yönelik çağrısı, bürokrasiyi hantallıktan arındırıp vicdanla hareket eden bir mekanizmaya dönüştürme iradesidir.
Türkiye gibi güçlü bir devlet geleneğine sahip bir ülkede, sosyal devlet ilkesi sadece anayasal bir hüküm değildir; aynı zamanda tarihsel bir mirastır. Osmanlı'dan bugüne uzanan vakıf kültürü, imaret geleneği, kimsesizlerin gözetilmesi anlayışı bu milletin mayasında vardır. Bugün valilere düşen görev, bu geleneği çağın imkânlarıyla yeniden ihya etmektir.
Cumhurbaşkanı'nın "Gerekirse kapı kapı gezeceksiniz" ifadesi sıradan bir temenni değildir. Bu, sahaya inmeyen, vatandaşa temas etmeyen, raporlar üzerinden yönetim anlayışına bir eleştiridir. Çünkü yoksulluk istatistiklerden ibaret değildir; yoksulluk bir evde kaynamayan tenceredir. Yoksulluk, iftar vakti sessizce sofraya boş tabak koyan bir annenin gözlerindeki mahcubiyettir.
Erdoğan'ın özellikle Ramazan vurgusu yapması da manidardır. "Eğer bir evde iftar yemeği pişmiyorsa, eğer bir hanede sahur sofrası kurulamıyorsa, Allah korusun o vebali ne siz ne de biz taşıyabiliriz" sözleri, meseleyi sadece idari değil, ahlaki ve vicdani bir sorumluluk çerçevesine oturtmaktadır. Devlet yönetimi sadece kanun uygulamak değildir; aynı zamanda kul hakkını gözetmektir.
Valiler, Cumhurbaşkanı'nın illerdeki temsilcileridir. Sadece güvenlikten, yatırımlardan, resmi törenlerden sorumlu değildirler. Aynı zamanda devletin şefkatli yüzünü temsil ederler. Öksüzün başını okşayan, yetimin elini tutan, garibin kapısını çalan ilk kamu görevlisi olmalıdırlar. Çünkü vatandaş devleti valinin şahsında görür.
Burada altı çizilmesi gereken bir diğer husus da proaktif sosyal politika anlayışıdır. Türkiye'de çoğu zaman ihtiyaç sahipleri yardım mekanizmalarına ulaşmakta zorlanmaktadır. Kimi zaman bürokratik prosedürler, kimi zaman mahcubiyet duygusu, kimi zaman da bilgi eksikliği insanları sessizliğe iter. İşte Cumhurbaşkanı'nın mesajı bu sessizliği kırma çağrısıdır. "Siz arayıp bulacaksınız" demek, devletin pasif değil aktif olması gerektiğini ifade eder.
Bugün teknolojinin sunduğu imkânlarla, veri analizleriyle, sosyal hizmet ağlarıyla ihtiyaç sahiplerini tespit etmek mümkündür. Ancak mesele sadece teknik kapasite değildir; mesele niyettir. Mesele, o kapıyı çalarken gösterilecek samimiyettir. Devletin yardım eli uzanırken karşısındaki insanın onurunu korumasıdır.
Valilere düşen görev, sadece yardımı ulaştırmak değil; aynı zamanda insan onurunu muhafaza etmektir. Yardım alanı rencide eden değil, güçlendiren bir yaklaşım benimsenmelidir. Çünkü bu millet, el açmayı değil, alın teriyle yaşamayı tercih eden bir millettir. Geçici sıkıntılar karşısında devlete sığınmak zorunda kalan vatandaşın mahcubiyetini anlamak, yöneticinin asli vazifesidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşması, aslında bir yönetim manifestosudur. Devlet ile millet arasındaki mesafenin açılmasına asla izin verilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Eğer bir şehirde yoksul, kimsesiz, sahipsiz hissediyorsa; eğer bir çocuk sahurda sofraya oturamıyorsa; eğer bir anne evladına iftar hazırlayamıyorsa, orada sadece ekonomik değil, idari bir eksiklik vardır.
Valilerimizin bu çağrıyı sıradan bir talimat gibi değil, vicdani bir emanet olarak görmeleri gerekir. Devletin kapısı gerçekten hacet kapısı olmalıdır. O kapıdan içeri giren hiçbir vatandaş, mahcup bir şekilde geri dönmemelidir.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet, sadece sınırlarını koruyan değil; aynı zamanda vatandaşının gönlünü koruyandır. Erdoğan'ın valilere verdiği mesaj tam da budur: Makamlar geçicidir, sorumluluk bakidir. Ve o sorumluluğun adı, bu milletin duasını almaktır.
Kalın Sağlıcakla…
Yorumlar
Kalan Karakter: