Bir millet düşünün… Üretmeden tüketen, alın teri dökmeden refah isteyen, başkasının emeğiyle ayakta kalmaya alışmış bir millet. İlk bakışta bu durum bir konfor gibi görünür. Raflar doludur, ithal ürünler çeşit çeşit, hayat kolaydır. Ancak bu sahte refahın altında sessiz ama derin bir çöküş başlar. Çünkü üretmeyen toplumlar yalnızca ekonomik bağımsızlıklarını değil, zamanla onurlarını ve nihayetinde özgürlüklerini de kaybederler.
Üretim, sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Üretim; bir milletin karakteridir, direncidir, iradesidir. Toprağını işleyen çiftçi, tezgâhında dokuyan işçi, yazılım geliştiren genç, fabrika kuran girişimci… Bunların her biri aslında bir milletin kendi ayakları üzerinde durma iradesinin temsilcisidir. Üretim yoksa, bu irade de yok olur. Yerine bağımlılık gelir.
Bağımlılık ise sadece ekonomik bir mesele değildir. Bugün ithalata bağımlı hale gelen bir ülke, yarın karar alma mekanizmalarında da dış etkilere açık hale gelir. Çünkü üretemeyen, muhtaç olur. Muhtaç olan ise şartları kendisi belirleyemez. İşte bu noktada mesele sadece ekonomi olmaktan çıkar, doğrudan doğruya bir "haysiyet meselesi" haline gelir.
Haysiyetini kaybeden bir millet, başkasının çizdiği sınırlar içinde yaşamaya razı olur. Kendi değerlerini ikinci plana atar, başkalarının değerlerini taklit etmeye başlar. Kendi üretmediği için, kendi fikrini de üretemez hale gelir. Kültürel bağımsızlık da ekonomik bağımsızlıkla birlikte eriyip gider.
Ve ardından kaçınılmaz son gelir: Hürriyet kaybı.
Çünkü özgürlük, sadece siyasi bir kavram değildir. Özgürlük; ekonomik gücün, üretim kapasitesinin, kendi kendine yetebilmenin doğal sonucudur. Üretmeyen bir toplum, özgürlüğünü koruyamaz. Kendi ekmeğini yapamayan, başkasının verdiği ekmekle karnını doyurur ama o ekmeğin bedelini bir gün mutlaka öder.
Bugün içinde bulunduğumuz çağda en büyük mücadeleler artık silahla değil, ekonomiyle veriliyor. Üreten ülkeler söz sahibi olurken, tüketenler sadece izleyici konumuna itiliyor. Üretenler yön veriyor, tüketenler yönlendiriliyor. Bu kadar açık, bu kadar net.
O halde sorulması gereken soru şudur: Biz hangi tarafta olmak istiyoruz?
Kolay olanı seçip tüketen bir toplum mu olacağız, yoksa zor olanı göze alıp üreten, direnen, kendi kaderini tayin eden bir millet mi?
Unutulmamalıdır ki; üretmek fedakârlık ister, sabır ister, vizyon ister. Ama sonunda kazandırdığı şey sadece zenginlik değildir. Üretmek, bir millete itibar kazandırır. Üretmek, bir millete söz hakkı verir. Üretmek, bir milleti özgür kılar.
Bugün hâlâ bir tercih yapma şansımız var. Ya üretip haysiyetimizi ve hürriyetimizi koruyacağız, ya da tüketip önce onurumuzu, ardından bağımsızlığımızı kaybedeceğiz.
Tarih, bu tercihi yanlış yapan milletlerin hazin sonlarıyla doludur.
Akıllı olanlar, başkalarının hatalarından ders çıkarır.
Kalın Sağlıcakla…
Yorumlar
Kalan Karakter: