Toplumlar bazen öyle bir noktaya gelir ki; üzerlerindeki ağır metal yorgunluğu ve zihinsel atalet, onları asıl meselelerden koparıp şekilsel bir dünyaya hapseder. Bu bir tür savunma mekanizmasıdır. İnsan, kendi konforunu bozmayacak ve büyük çaba gerektirmeyen alanlarda aşırı hassas kesilerek, asıl sorumluluklarını unuttuğu gerçeğini gizlemeye çalışır. Bugün biz Müslümanların hali de biraz buna benziyor: Ne yediğimize gösterdiğimiz aşırı dikkati; ne giydiğimize, ne izlediğimize, komşu hakkına veya haksızlık karşısındaki duruşumuza gösteremiyoruz.
Giyim kuşam meselesini ele alalım. Bugün hem erkekler hem de kadınlar için İslam’ın temel ölçülerine uygun, aynı zamanda modern hayatın içinde sırıtmayan kıyafet bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Özellikle erkek giyiminde; dar ve düşük bel pantolonlar, secdeye gidince sırtı açıkta bırakan kısa gömlek ve tişörtler hem namazın sıhhatini bozuyor hem de inancımızın tevazu ve mahremiyet ölçüleriyle taban tabana zıt bir görüntü sergiliyor. Müslüman iş dünyası, gösterişli iftar sofraları kurmak veya sürekli cami derneklerinde boy göstermek yerine, neden inancımıza uygun bir giyim ekosistemi inşa etmiyor? Ürünler tutulmaz bahanesine sığınamayız. Neden, yaptığınız camiler dolup taşıyor mu? Bizim asıl derdimiz, sadece bina inşa etmek değil; o camiden çıkanın ahlakıyla, ihlasıyla ve vakarıyla toplumda nasıl bir iz bıraktığıdır.
Meselenin bir diğer ayağı ise teknoloji. Bugün akıllı saatlerden televizyonlara kadar her cihaz, bizleri adeta bir veri kölesi haline getirmiş durumda. En masum içerikleri izlerken bile karşımıza çıkan kumar, içki, uyuşturucu, şiddet veya cinsellik içerikli reklamlar artık bir zorbalığa dönüştü. Üçüncü parti yazılımlar veya filtreler ise hiçbir zaman tam randıman vermiyor; birini kapatsanız diğeri açılıyor. Neden Müslüman iş adamları; kendi işletim sistemi olan, içeriği bizzat kendi içinde süzen, etik süzgeçleri cihazın kalbine yerleştirilmiş helal sertifikalı akıllı cihazlar üretmiyor? Telefonunda aile fotoğraflarına bakarken bile alakasız görüntülerle karşılaşmadığımız bir teknolojik mahremiyet alanı oluşturmak, bugün bu imkâna sahip olanlar için bir tercih değil, farz-ı ayn derecesinde bir sorumluluktur.
Bu noktada, Antik Yunan filozofu Platon’un (Eflatun) binlerce yıl önce yaptığı uyarıyı dikkate almalıyız. Platon, Devlet kitabında Sokrates üzerinden büyük bir uyarıda bulunur: Çocukların ne okuduklarına, ne gördüklerine ve ne duyduklarına dikkat edilmezse nesil bozulur, toplum çöker. Çünkü çocuklar taklit ederek öğrenir. Sokrates bu yüzden, o dönem "kahraman" diye anlatılan figürlerin ahlaksızlıklarına şiddetle karşıydı. Örneğin, Akhilleus’un kontrolsüz öfkesini ve vahşetini, Odysseus’un sürekli hile yapmasını ve yalan söylemesini, hatta baş tanrı Zeus’un karısını sürekli aldatmasını ve duygusal zaaflarını çocuklara anlatmama taraftarıydı. Çünkü çocuklar, "Tanrılar bile böyle yapıyorsa, bizim onlardan daha kötü olmaya hakkımız var" diye düşünecektir.
Bugün ekranlara bir bakın, sanki Platon binlerce yıl önce bugün başımıza gelecekleri görmüş. Üstelik bu bozulma sadece dizilerdeki hayali karakterlerle de bitmiyor; asıl tehlike, gerçek hayatta örnek insan diye önümüze sürülenlerin hali. Yıllarca dahi diye alkışladığımız Stephen Hawking gibi bilim insanlarından, dünyayı kurtaracak büyük hayırsever maskesi takmış Bill Gates gibi iş adamlarına kadar pek çok ismin adı o karanlık Epstein dosyalarında yan yana geldi. Hepsi önce gözümüzde büyütüldü, dokunulmaz kahramanlar gibi sunuldu; ama sonra bir baktık ki bu pırıltılı vitrinlerin arkasından korkunç rezillikler döküldü. Bu sahte kahramanlar aslında tarihteki o eski, kusurlu figürlerin bugünkü çok daha tehlikeli kopyalarıdır.
Benzer bir durumu her gün ekranlarda, dizi dünyasında da izliyoruz. Adam bir sahnede can alıyor, öbür sahnede camiye gidip tövbe ediyor, oradan çıkıp soluğu meyhanede alıyor. İşte bu tip karakterler bize birer rol model gibi yutturuluyor. Aldatmak aşk diye süsleniyor; hilebazlık akıllılık, açgözlülük ise başarı gibi pazarlanıyor. Daha da beteri; etrafı kırıp dökmek ve dengesiz öfke patlamaları sevmek gibi, bağırıp çağırarak hakaret etmek ise hakkını savunmak gibi gösteriliyor. Buna karşın; düzgün bir üslup ile kendini ifade etmek, nezaket ve tartışma kurallarına uymak adeta bir eziklik gibi servis ediliyor. Her yolun mübah sayıldığı, kaba kuvvetin alkışlandığı bir ortamda, bu kahraman bozuntularını kendine örnek alan bir nesilden biz nasıl bir edep, nasıl bir erdem bekleyebiliriz?
Aslında çözümün somut bir örneği Musevi iş adamlarında mevcut. Onlar, "Kosher" sertifikasını sadece gıda ile sınırlı tutmayıp; giyimden teknolojiye, kırtasiyeden hizmete kadar her alana yaymış durumdalar. Bu bir "etik ve inanç denetimi" mekanizmasıdır. Bir nesli yetiştirmenin, evine giren her verinin ve üzerine giydiği her kumaşın insanın ruh dünyasını nasıl şekillendirdiğini kavramışlar. Kendi değerlerine uygun bir yaşam ekosistemi kurmak için gece gündüz çalışıyorlar, çabalıyorlar ve Allah da onlara veriyor.
Unutmamalıyız ki; Rabbimiz torpil yapmaz, sadece çalışana ve çabalayana emeğinin karşılığını verir. Nitekim Kur'an-ı Kerim bu gerçeği en yalın haliyle yüzümüze çarpar: "İnsan için ancak çalıştığı vardır." (Necm, 39) ve "Kim zerre miktarı hayır işlemişse onu görür, kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür." (Zilzal, 7-8). İlahi adalet, çabayı kim gösterirse ödülü de ona takdir eder. Biz Müslümanlar olarak sadece dua edip fiiliyata geçmediğimiz sürece, başkalarının kurduğu dünyalarda figüran olmaktan kurtulamayız. Herkese çabasının karşılığı eksiksiz verilecekse, bizim asıl hesabımız neden daha çok çabalamadığımız üzerine olacaktır.
Müslüman iş insanlarının ve onlara fetva veren konformist din adamlarının bir an önce kendine gelmesi lazım. İnancımıza uygun modern giyim ve teknoloji ürünlerini üretmek onlar üzerine bir borçtur. Eğer cesur ve gerçekten muttaki bir iş adamı çıkar da bu ürünleri ülkenin en ücra köşesine kadar ulaşılabilir hale getirirse, o zaman bu sorumluluk "farz-ı kifaye" olur ve hepsinin üzerinden vebal kalkar. Aksi takdirde, nesillerimizin bu kültürel erozyonda kaybolup gitmesinin hesabı hepimizden sorulacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: